Feminizm Yazdır E-posta
Yazı Index
Feminizm
Liberal Feminizm
Marksist Feminizm
Feminizm ve Varoluşçuluk
Radikal Feminizm
Psikanalizm ve Feminizm
Kapitalizmde Emekçi Kadınlar
Savaş ve Emekçi Kadınlar

MARKSİST FEMİNİZM

Feminist teorinin gelişmesinde Marks ve Engels 'in görüşlerinin büyük önemi vardır. Özellikle kadınların bilinçlerinin yükseltilmesinde Marksist tarihsel materyalist görüşlerin etkisi kuşku götürmemektedir. Bu görüş kültür ve toplumun köklerinin maddî ve ekonomik koşullarda yattığını savunan maddeci determinizm düşüncesine dayanmaktadır. Engels ise, Marks 'ın görüşünü şöyle temellendirmektedir: Tarihsel gelişim sürecinde ilkel toplumlarda kadın ve erkeğin iş bölümü vardır, fakat cinsiyet uzlaşmazlığının bulunmadığını savunmaktadır. İlkel toplumda ev içindeki üretim araçları kadınların ev dışındakiler de erkeklerin denetimindeydi. Daha sonra Engels, üretimin ev dışında yoğunlaştığını söyler (Büyükbaş hayvancılık, maden işletmeciliği, dokumacılık v.s. gelişmesi). Erkeklerin alânındaki emek üretkenliğinde görülen bu servet olarak edinilebilecek bir fazlanın yaratılmasına yol açtı, bu da erkeğin kadın üzerinde yeni bir ekonomik güç elde etmesini sağladı.  Elde edilen ekonomik güç erkeklerin kadınlara karşı analık hukuku yerine babalık hukukunu (mirasın babadan devralınması, babalık hakkı v.s.) geçirmelerini sağlamıştır. Artı-değerin, erkeğin üretim alanında olması onun servet sahibi aynı zamanda mülkün sahibi olmasının koşulunu doğurmuştur. August Bebel bunu şöyle yorumlamaktadır: "Kişisel mülkiyetin kurulmasıyla, kadının erkeğe bağlı olması kesinlik kazanmıştır. Bu bağlılık sonucu kadın aşağı bir yaratık olarak görülmüş ve küçümsenmiştir. Anaerkil, komünizmi ve herkesin eşitliğini meydana getirmişti. Babaerkil kişisel mülkiyeti, mirası, kadının bağlılığını ve tutsaklığını meydana getirdi"6. Engels kapitalist düzende kadınların özel alanda ev işleriyle sınırlı tutuldukları ve üretici çalışmadan dışlandıkları sürece toplumsal bağlamda erkeklerle eşit olmalarının mümkün olmadığını söylemektedir. Ona göre: "Kadınların kurtuluşu ancak kadınlar üretime, geniş toplumsal ölçekte katıldıkları ve ev içindeki görevleri yalnızca iyice önemsiz hâle geldiği zaman mümkün olur. Ve bu da ancak, yalnızca kadınların üretime geniş çapta katılmalarına izin vermekle kalmayıp bunu kesinlikle gerektiren ve ayrıca özel ev işlerini de daha kamusal bir sanayiye dönüştürmeye çabalayan modern geniş çaplı sanayiinin bir sonucu olarak mümkün hale gelmiştir". Engels 'in kadınların gelecekteki kurtuluşuna ilişkin tasarımı; toplumsal olarak örgütlenmiş üretimde ekonomik kurtuluşa kavuşma ev işiyle sınırlı olmaktan kurtuluş ve toplumsal cinsiyet ayrımcılığından da kurtuluş olarak özetlenebilir. Marksist Feminist anlayışta, ataerkil toplumsal sistemdeki aileye karşı alternatif bir aile tarzı sunulmaktadır. Alternatif aile anlayışında "ataerkil ailenin yerine iş ortaklaşmasının getirilmesi hiç kuşkusuz devrimci kafa eğitimi sorununun temelidir"8. Marks 'a göre, toplumsal devrimin başlıca görevlerin- den biri ailenin ortadan kaldırılmasıdır. Toplumcu ortaklaşmacılığın kan ortaklığına değil, iktisadî işlev ortaklığına göre oluşması gerekmektedir. Marksist görüşten etkilenen feminist kuramcılar, Marks'ın kapitalist üre- tim sürecinde insanın emeğinden yabancılaşması öğretisini, asıl kadınların ev işlerinde yaşadığını iddia etmektedirler. Dalla Costa gibi yazarlar gerçek ev işinin soyutlayıcı olduğu, önemsiz ve tekrar edici olduğundan dolayı yabancılaştırıcı olduğunu iddia etmişlerdir. Heidi Hartman ise, kadınların emek gücünün erkeklerin denetiminde olmasını ataerkinin dayandığı maddî temel olarak görür. Maddî temeli kadın emeğinin denetimine dayanan cinsel iş bölümü kendi ideolojisini de yaratmaktadır. Marksist feministler toplumsal iş bölümünü değiştirmek için bilinçlenmenin şart olduğunu savunmaktadırlar. Onlara göre: "Maddî varlık bilinci belirleyebilir, fakat varlık koşullarının devrimci dönüşümü sınıf bilinci düzeyinin yükseltilmesine bağlı olacaktır"9. Feminist teori Marksist teoriden etkilenmekle birlikte ideolojik yapısının temelini maddî koşullar yerine cinsiyet ayrımı oluşturmaktadır. Emek marksizm için neyse, cinsellikte feminizm için odur. Marksist teorinin diyalektik materyalizm yöntemini, feminist teori bilinç yükseltme olarak yorumlar. Zira çağdaş feminist teorinin başat varsayımı bilinç yükseltmenin kendisinin devrimci bir praksis olduğudur. Devrimci praksis kavramı bir takım alternatif düzenlemeler geliştirilmesi anlamına da gelmektedir. Bu da beceri gerektirmeyen, monoton işlerden kaçınarak, üretime dayalı insanın kendini geliştirecek işlere yönelerek pratik içinde yeniden örgütlenme biçimleri yaratmaya dayanmasıdır.

 

DOĞU BATI DERGİSİ
Sayı:19 Yeni Düşünce Hareketleri
2002 Felsefe Sanat ve Kültür Yayınları-1990  

 



04-03-2008 13:54
Bu makaleyi web sitenize alıntılayın.Bu Yazıyı Favori Listenize Ekleyin.YazdırArkadaşına GönderBenzer Yazılar..del.icio.us a kaydet
04-03-2008 13:54. . Bu yazı 20 kişinin favorisi . Bu Yazı İçin Yorum Yaz ...
Okunma: 1978
Üye Yorumu (1)RSS feed Yorum
Üye Oyları
   (0 Oylama)

Yazan: ela
07-03-2008 19:43, , Kayıtlı
 
şiirin "karşı" dili
şiirin 'karşı' dili 
 
'kadınlar çok uzakta. "iyi geceler" kokar çarşafları. 
masaya ekmek koyarlar yokluklarını hissetmeyelim  
diye. 
sonra anlarız suçun bizde olduğunu. sandalyeden kalkıp 
"bugün çok yoruldun," deriz ya da "boş ver, lambayı ben 
yakarım." 
 
kibriti çaktığımızda, o yavaşça döner ve tarifsiz 
bir dikkatle mutfağa yönelir. sırtı nice ölülerle, 
kamburlaşmış, hüzünlü bir tepe-aileden ölüler, 
onun ölüleri, senin kendi ölümün. 
 
adımlarının gıcırtısını duyarsın eski döşemede, 
bulaşık telindeki tabakların ağlayışını duyarsın 
sonra da treni, askerleri cepheye götüren.' diye yazar ritsos 'kadınlar' şiirinde.. 
 
 
 
 
 
'karşısında durduğumuzun hiçbir önemi yok artık' diyor yazgı kısa bir yazısında. meselem 'feminizm' başlıklı bu tarihsel ve 'iyi' yazıya şiir dilinden bakmak. yahut egemen olduğu iddia edilen(!) erkek dilini şiirle yalamak(?) 
 
ama karşımıza bi ayna tutup aynanın karşısındakini görmeyi neden denemiyoruz. sorusundan dökülen kısa bi iç yazı belki de. ne-ye karşıyız biz-ler!e bakışa bi başlık(kim bilir) 
bizi karşıtına dönüştürene karşı olmakla kendimize mi karşı oluveriyoruz. 'karşıtın tezatı' var mı diye soruverirler adam kadına!' iki değil dört değil bin yanları vardı değerlerken birbirlerine' der fazıl hüsnü. tam da karşı olduğumuzu iddia edebileceğimiz bir egemenlikle. ne güzel der. çoğul olanın dili iledir konuştuğu şiir ki şunu da söyler: ' soyuna soyuna kimse yok gibiydiler' 
 
erkeğin mi karşısındayız. erkek egemen(!) bir dilin mi. o dili erkekten daha çok onaylayan ve yine erkeğe erkek tarafından sunulan ve kadının kadın olarak bi türlü var olamadığı sistem(!)e mi. şiire mi karşıyız. şiirde erkek egemenliğine mi. dile mi karşıyız. dil ile mi karşıyız. ama neden karşıyız! evet karşıyız derken 'yapıp ettiklerimizin, yazıp çizdiklerimizin, saçımızın, gözümüzün, tenimizin, dilimizin' yani bize ait olan dişil pek çok şeyin erkek tarafından onaylanmasını, övülmesini, kutsanmasını deli gibi istiyor muyuz. kadınlar bizi sevmese de olur mu. beğenmese de olur mu bi kadın başka bi kadını. yoksa kıskanması yeterince yeterli mi. bu yorumlar elbette tarih içinde pek çok 'bedel' ödenerek martın sekizini '8 mart' 'emekçi' kadın günü yapan o inanılmaz deneyimleri canı gönülden sahiplenerek yazılmış yorumlardır. ama işin 'bu gün' yani martın sekizinde yani ikibinsekizin sekiz martında hazır kış da bitmişken, hazır çimenler sevişgen kıvama gelmişken(!) şiir diline de bulaştırmalı.  
 
'erkek egemendir' dediğimiz her yerde: ama nerede egemen? neden egemen? kime egemen? vb sorulur sorulmalıdır iddia eden tarafından: ya şiirde? 
 
erkeğe şiiri yazdıran, erkeğe şiir yazdıran o eril duygu.'erkek göğsünün güzelliğini, bacak aralarını birkaç kişi dışında, rahat bir dille yazabilen şair kadın, nerdeyse yok gibidir' diyor betül tarıman bir yazısında. ama neden diye sormak da kadına düşüyor zaten. yanıtta kadında gizli. yahut yanıt: gizlenen kadında. oysa berger'in şu sevdiğim sözü gizli eril anlamı içinde önemlidir:'kadın görünür'  
 
şimdi şiire baktıkta: 
atila ilhan-a  
'ne kadınlar sevdim zaten yoktular  
yağmur giyerlerdi sonbaharla bir  
azıcık okşasam sanki çocuktular  
bıraksam korkudan gözleri sislenir' dedirten kadındır. 
 
edip cansever: 
"dudaklarımı aldı, dudaklarımı taşırdı 
köpüren sütler gibi taşırdı 
köpükler içinde kaldım 
- mevsim her zamanki gibi yazdı - 
birden beyaz bacaklarını gördüm 
sonra her şeyi gördüm 
o her şeyi ben ilk defa gördüm 
ses çıkarmadım 
ses çıkarmadım, köpüren sütler gibiydik 
beni yeniden öptü, üstüne çekti beni 
köpüren sütler gibiydik 
limonlar beyazlandı." diye yazar limonluktaki yangınında. yine bi kadındır şiirin rengi.  
 
'içtim o bin yıllanmış testiden, içtim, içtim, 
örtüler arasında yeryüzü beğenisiyle 
ayışığını paylaşırdı bacakları, 
öptüm ayak parmaklarını, öptüm, öptüm' derken süreya o inanılmaz zekasını işleten şeyin kadın olduğunu ele verir gibidir. 
 
özdemir ince: 
"bir deniz mavisi sürmüş ki memelerinin arasına 
insanın ağzı tuz ve yosun kokusuna bulanıyor 
bir muz soyarmış gibi soyuyorum onu kabuklarından 
bir güneş duruyor orada göbeğinin üstünde sislerin arasında 
ve aşağıya doğru nefis bir uçurum 
çok yükseklerden düşen çavlanın susuzluğu' der. bu şiir kadın bedeninin meta(!) olması diline bir örnek olabilir söylemde. lakin şiir ille de imge yaratacaksa ve imge estetikle sunulacaksa: buna da örnek olabilir.  
 
'artık ben ne günah olsa işlerim, 
yumuşak yastığa geçti dişlerim, 
bir an kadar sürdü can verişlerim, 
ey kadın, bu akşam sana da doydum' derken necip fazıl: havva ve adem ile başlatılan tarihi ve günahı anlatır gibidir. yani ille de o elmayı yemeliydik. çünkü dişlerimiz vardı. 
 
ve cahit külebi serinlik olarak görür o 'karşı' olanı. egemen dil ile de ne güzel(?) anlatır: 
"güneşli çayır 
pınarlardan içiyorum seni 
ince ve mavi bileklerinden, 
kısrak memelerinin gürlüğünde 
sabah bahçelerinin serinliğinden." (cahit külebi) 
 
bu örneklere rağmen sylvialarda vardır ki: yürek titretirler çığlık atarken: 
'doğrulurum kızıl saçlarımla/ ve çıtır çıtır adam yerim'
 
» Bu Yorumu Administratore raporla
 
Sadece kayitli kullanicilar bir Makaleyi yorumlayabilir. Lütfen ücretsiz üye olun veya giriş yapın.
 
< Önceki   Sonraki >

Bu Yazıyı Gönderen
Üye Adı : Zeus
Nerden : Antalya
Beğeni : 3590
Yazarın : Profili
Yazara : Mail At
Yazar İmzası
amazonların mevkili kadını hippolita sağ memesini keserken, atabileyim daha iyi ok diye, gözünden akıtmadığı bir damla yaşı yüzyıllar sonra, dante'nin cehennemine dönen dünyanın onlarca yerine saçtı. gözyaşı kana, kan egoya bulandı. kırmızıyı siyaha çeviren kıskanç pençeleri hırsın, hippolitanin kesilmiş memesini kavradı ve avuçlarının şehvetine bulayıp ortadoğu, balkan, asya, afrika topraklarına, anadolu dağlarına firlatıp attı. canhıras feryatlı adam otları büyüdü bereketli topraklarda. kesif kan kokusu ağır havada. yazık size de, bize de, onlara da..
Bu Yazarın Son Yazıları
Yolculuk gelir her deniz kokusunun ardindan..
Doğmamış
Herşeye Evet - Yes Man
Barselona Barselona
Into the Wild: Ben'i Yak, Her Şeyi Yak!
Zvyagintsev - Sürgün
Jean Paul Sartre'dan Sözler
Hastalıktan Bir Silah Yapın
Günlükler
Duvar - Oda


Sitemize sizde yazı ekleyerek katkıda bulunun..

Sözlüğümüze sizde kelime ekleyerek katkıda bulunun..

Kendi sayfalarınızı oluşturun..

Sitemizde detaylı arama yapın..

Forum için kişisel ayarlarınızı yapın..

Profilinize kendi resminizi ekleyin..

Özel mesajlarınıza bakın..

Sitemize Link Ekle

Üye Listemiz..

Sitemizi sık kullandıklarınıza ekleyin
Bu Yazının Okunma Sayısı: 1978
Açıklama: Feminizm  Nedir ? Feminizm nedir, Feminizm nedir, Feminizm kimdir, Feminizm ne demek, Feminizm hakkında bilgi, Feminizm anlamı nedir, Feminizm tanımı, Feminizm örneği, Feminizm nerede, Feminizm türleri, Feminizm ne zaman, Feminizm çeşitleri ???
Etiketleri : Feminizm | Psikanaliz | Marksizim
Kategori : Felsefi Akımlar
Bölüm : Felsefe