| Feminizm |
|
|
| Yazı Index |
|---|
| Feminizm |
| Liberal Feminizm |
| Marksist Feminizm |
| Feminizm ve Varoluşçuluk |
| Radikal Feminizm |
| Psikanalizm ve Feminizm |
| Kapitalizmde Emekçi Kadınlar |
| Savaş ve Emekçi Kadınlar |
RADİKAL FEMİNİZM
Radikal feminizm kadınların sömürülmesi ve baskı altında tutulmasının temel nedenini, kadınlarla erkekler arasındaki biyolojik farklılıkta gören bir kuramdır. Radikal feminist kuramcılar arasında kadının şimdiki durumu konusunda farklı anlayışlar hakimdir. Radikal feministler arasında geniş ölçüde kuramsal düşünceler oluşturmuş olanlar; Kate Millett ile Shulamith Firestone'dur. Radikal feministler kadının baskı altında olması ve kadın erkek arasındaki çelişkinin temelde aile kurumundan türediğini savunmaktadırlar. Kate Millett 'e göre "aile gençleri ataerkil ideolojinin rol, mizaç ve statü kategorilerince öngörülen tutumlar içinde"ız toplumsallaştırmaktadır. Aile, ataerkil düzen içinde kadınları erkeklere hizmet etmeye ve bu hizmet etme rolünü kabul etmeye şartlandıran erkek egemen ideolojisinin, yeniden üretilmesini sağlayan kurum olarak görülmektedir. Bu nedenle aile kurumunu radikal feministler ret etmektedirler. Shulamith Firestone ise kadınların baskı altında tutulmalarının temelinde biyolojik cinsiyet farklılıklarının yattığını söylemektedir. Kadınlar doğum ve annelik rolleri ile sınırlanmaktadırlar. Firestone buna çözüm olarak teknolojiyi, kadınların biyolojik kaderlerinden kurtulmak için kullanmak gerektiğini düşünmektedir. "İnsan türünün, her iki cinsin yaran için yalnız bir cins tarafından üretilmesinin yerini (hiç değilse bir seçme olarak) yapay üreme alacaktır. Çocuklar her iki cinse de eşit olarak doğrulabileceklerdir. Ya da ikisine de bağlı olmaksızın doğabileceklerdir"ı3. Böylece çocuk bakımı topluluğun üyeleri tarafından kolektif bir şekilde üstlenilecektir. Erkekler ve kadınlar cinsiyete dayalı rol sorumluluklarıyla tanımlanmış olarak belirlenmeyerek yeni bir kültür oluşturulmaya çalışılacaktır. Mary Daly "Gyn/Ecology"` isimli çalışmasında ataerkilliğin dışında bir dünya keşfedilmesi için kullanılan dilin radikal biçimde yıkılması ya da yapısının çözülmesini önermektedir. Ayrıca kadınların lezbiyen olmalarını ve kendilerini baskıdan tamamen özgürleştirebilmek için erkeklerden tamamen ayrı yaşamaları gerektiğini vurgulamaktadır. Radikal kuramcılar teknolojiye bağlı üreme gibi doğaya aykırı önerilerden dolayı eleştirilmektedirler.
DOĞU BATI DERGİSİ
Sayı:19 Yeni Düşünce Hareketleri 2002 Felsefe Sanat ve Kültür Yayınları-1990
Üye Yorumu (1)
Üye Oyları
(0 Oylama)


07-03-2008 19:43,
şiirin 'karşı' dili
'kadınlar çok uzakta. "iyi geceler" kokar çarşafları.
masaya ekmek koyarlar yokluklarını hissetmeyelim
diye.
sonra anlarız suçun bizde olduğunu. sandalyeden kalkıp
"bugün çok yoruldun," deriz ya da "boş ver, lambayı ben
yakarım."
kibriti çaktığımızda, o yavaşça döner ve tarifsiz
bir dikkatle mutfağa yönelir. sırtı nice ölülerle,
kamburlaşmış, hüzünlü bir tepe-aileden ölüler,
onun ölüleri, senin kendi ölümün.
adımlarının gıcırtısını duyarsın eski döşemede,
bulaşık telindeki tabakların ağlayışını duyarsın
sonra da treni, askerleri cepheye götüren.' diye yazar ritsos 'kadınlar' şiirinde..
'karşısında durduğumuzun hiçbir önemi yok artık' diyor yazgı kısa bir yazısında. meselem 'feminizm' başlıklı bu tarihsel ve 'iyi' yazıya şiir dilinden bakmak. yahut egemen olduğu iddia edilen(!) erkek dilini şiirle yalamak(?)
ama karşımıza bi ayna tutup aynanın karşısındakini görmeyi neden denemiyoruz. sorusundan dökülen kısa bi iç yazı belki de. ne-ye karşıyız biz-ler!e bakışa bi başlık(kim bilir)
bizi karşıtına dönüştürene karşı olmakla kendimize mi karşı oluveriyoruz. 'karşıtın tezatı' var mı diye soruverirler adam kadına!' iki değil dört değil bin yanları vardı değerlerken birbirlerine' der fazıl hüsnü. tam da karşı olduğumuzu iddia edebileceğimiz bir egemenlikle. ne güzel der. çoğul olanın dili iledir konuştuğu şiir ki şunu da söyler: ' soyuna soyuna kimse yok gibiydiler'
erkeğin mi karşısındayız. erkek egemen(!) bir dilin mi. o dili erkekten daha çok onaylayan ve yine erkeğe erkek tarafından sunulan ve kadının kadın olarak bi türlü var olamadığı sistem(!)e mi. şiire mi karşıyız. şiirde erkek egemenliğine mi. dile mi karşıyız. dil ile mi karşıyız. ama neden karşıyız! evet karşıyız derken 'yapıp ettiklerimizin, yazıp çizdiklerimizin, saçımızın, gözümüzün, tenimizin, dilimizin' yani bize ait olan dişil pek çok şeyin erkek tarafından onaylanmasını, övülmesini, kutsanmasını deli gibi istiyor muyuz. kadınlar bizi sevmese de olur mu. beğenmese de olur mu bi kadın başka bi kadını. yoksa kıskanması yeterince yeterli mi. bu yorumlar elbette tarih içinde pek çok 'bedel' ödenerek martın sekizini '8 mart' 'emekçi' kadın günü yapan o inanılmaz deneyimleri canı gönülden sahiplenerek yazılmış yorumlardır. ama işin 'bu gün' yani martın sekizinde yani ikibinsekizin sekiz martında hazır kış da bitmişken, hazır çimenler sevişgen kıvama gelmişken(!) şiir diline de bulaştırmalı.
'erkek egemendir' dediğimiz her yerde: ama nerede egemen? neden egemen? kime egemen? vb sorulur sorulmalıdır iddia eden tarafından: ya şiirde?
erkeğe şiiri yazdıran, erkeğe şiir yazdıran o eril duygu.'erkek göğsünün güzelliğini, bacak aralarını birkaç kişi dışında, rahat bir dille yazabilen şair kadın, nerdeyse yok gibidir' diyor betül tarıman bir yazısında. ama neden diye sormak da kadına düşüyor zaten. yanıtta kadında gizli. yahut yanıt: gizlenen kadında. oysa berger'in şu sevdiğim sözü gizli eril anlamı içinde önemlidir:'kadın görünür'
şimdi şiire baktıkta:
atila ilhan-a
'ne kadınlar sevdim zaten yoktular
yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
azıcık okşasam sanki çocuktular
bıraksam korkudan gözleri sislenir' dedirten kadındır.
edip cansever:
"dudaklarımı aldı, dudaklarımı taşırdı
köpüren sütler gibi taşırdı
köpükler içinde kaldım
- mevsim her zamanki gibi yazdı -
birden beyaz bacaklarını gördüm
sonra her şeyi gördüm
o her şeyi ben ilk defa gördüm
ses çıkarmadım
ses çıkarmadım, köpüren sütler gibiydik
beni yeniden öptü, üstüne çekti beni
köpüren sütler gibiydik
limonlar beyazlandı." diye yazar limonluktaki yangınında. yine bi kadındır şiirin rengi.
'içtim o bin yıllanmış testiden, içtim, içtim,
örtüler arasında yeryüzü beğenisiyle
ayışığını paylaşırdı bacakları,
öptüm ayak parmaklarını, öptüm, öptüm' derken süreya o inanılmaz zekasını işleten şeyin kadın olduğunu ele verir gibidir.
özdemir ince:
"bir deniz mavisi sürmüş ki memelerinin arasına
insanın ağzı tuz ve yosun kokusuna bulanıyor
bir muz soyarmış gibi soyuyorum onu kabuklarından
bir güneş duruyor orada göbeğinin üstünde sislerin arasında
ve aşağıya doğru nefis bir uçurum
çok yükseklerden düşen çavlanın susuzluğu' der. bu şiir kadın bedeninin meta(!) olması diline bir örnek olabilir söylemde. lakin şiir ille de imge yaratacaksa ve imge estetikle sunulacaksa: buna da örnek olabilir.
'artık ben ne günah olsa işlerim,
yumuşak yastığa geçti dişlerim,
bir an kadar sürdü can verişlerim,
ey kadın, bu akşam sana da doydum' derken necip fazıl: havva ve adem ile başlatılan tarihi ve günahı anlatır gibidir. yani ille de o elmayı yemeliydik. çünkü dişlerimiz vardı.
ve cahit külebi serinlik olarak görür o 'karşı' olanı. egemen dil ile de ne güzel(?) anlatır:
"güneşli çayır
pınarlardan içiyorum seni
ince ve mavi bileklerinden,
kısrak memelerinin gürlüğünde
sabah bahçelerinin serinliğinden." (cahit külebi)
bu örneklere rağmen sylvialarda vardır ki: yürek titretirler çığlık atarken:
'doğrulurum kızıl saçlarımla/ ve çıtır çıtır adam yerim'
Sadece kayitli kullanicilar bir Makaleyi yorumlayabilir. Lütfen ücretsiz üye olun veya giriş yapın.
< Önceki
Sonraki >










