| Feminizm |
|
|
| Yazı Index |
|---|
| Feminizm |
| Liberal Feminizm |
| Marksist Feminizm |
| Feminizm ve Varoluşçuluk |
| Radikal Feminizm |
| Psikanalizm ve Feminizm |
| Kapitalizmde Emekçi Kadınlar |
| Savaş ve Emekçi Kadınlar |
Savaş ve
Emekçi Kadınlar
"Proletaryaya karşı silahlanmış bir burjuvazi, modern kapitalist toplumun en büyük, temel ve bellibaşlı gerçeğidir. İşte bu gerçek karşısında, devrimci sosyal-demokratları, "silahsızlanmayı" "istemeye" özendirmek! Bu, sınıf savaşımı görüşünü büsbütün bırakmak, devrim düşüncesini yadsımak demektir. Bizim sloganımız, burjuvaziyi yenmek, onları mülksüzleştirmek ve silahsızlandırmak için proletaryayı silahlandırmak olmalıdır. Devrimci sınıf için tek olanaklı taktik budur; bu taktik, kapitalist militarizmin bütünüyle nesnel gelişmesinin mantıksal sonucu ve gereğidir. Ancak burjuvaziyi silahsızlandırdıktan sonra, proletarya, kendi dünya ölçüsündeki görevine ihanet etmeden bütün silahları hurdalığa atar. Proletarya, kuşku yok ki, bunu yapacaktır, ama ancak bu koşul yerine getirildikten sonra, kesenkes önce değil.
Eğer şimdi savaş, gerici hıristiyan sosyalistler ile, tir tir titreyen küçük-burjuvazi arasında yalnızca korku ve dehşet yaratıyor, silahların her çeşit kullanılmasına, kan dökülmesine, ölüme vb. karşı yalnızca bir nefret uyandırıyorsa, kendilerine şunu söyleriz: kapitalist toplum daima ucu bucağı olmayan bir dehşettir. Ve savaşların en gericisi olan bu savaş, bu topluma korkunç bir son hazırlıyorsa, umutsuzluğa düşmemiz için hiçbir neden yok. Herkesin görebildiği gibi, burjuvanın, kendi eliyle tek meşru ve devrimci savaş için, yani emperyalist burjuvaya karşı bir iç savaş için yolları hazırladığı bir sırada, silahsızlanma "isteği" ya da daha doğrusu silahsızlanma hayali, aslında, bir umutsuzluğun ifadesinden başka bir şey değildir.
Bunun yaşamdan kopmuş bir teori olduğunu söyleyenler olabilir, bunlara dünya ölçüsündeki iki tarihsel gerçeği anımsatırız: bir yandan tröstler ile sanayide kadınların kullanılması; öte yandan, 1871 Paris Komünü ile Rusya'da 1905 Aralık ayaklanması.
Tekelleri geliştirmeyı, kadınlarla çocukları fabrikalara doldurmayı ve bunların ahlakını bozmayı, ıstıraba sürüklemeyi ve sonsuz bir yoksulluğa atmayı burjuvazi kendine iş edinmişti. Biz, böyle bir gelişmeyi "istemiyoruz" ve bunu "desteklemiyoruz". Biz, buna karşı savaşım veriyoruz. Ama nasıl savaşım veriyoruz? Tröstlerin ve kadınların sanayide kullanılmasının ilerici olduğunu açıklıyoruz. Biz el zanaatları sistemine, tekelci-kapitalizm öncesine, kadınların evlerine kapatılmasına dönülmesini istemiyoruz. Tröstleri ve benzeri kuruluşları geride bırakarak, sosyalizme doğru ileri!
Bugün emperyalist burjuvazi, yetişkinler ile birlikte gençliği de askerleştiriyor, yarın kadınların askerleştirilmesine de başlayabilir. Bizim tutumumuz şu olmalıdır: Çok güzel. Son hızla ileri! Ne kadar hızlı hareket edersek, kapitalizme karşı ayaklanmaya o kadar fazla yaklaşırız. Sosyal-demokratlar nasıl olur da gençliğin vb. askerleştirilmesinden korkuya kapılırlar; yoksa bunlar Paris Komünü örneğini unutuyorlar mı? Bu "yaşamdan yoksun bir teori" ya da bir hayal değildir. Bu, bir gerçektir. Varolan bütün ekonomik ve politik gerçeklere karşın, eğer sosyal-demokratlar emperyalizm çağının ve emperyalist savaşların kaçınılmaz olarak bu gibi olayların yinelenmesine yolaçacağından kuşku duyuyorlarsa, pek yazık olur doğrusu.
Paris Komününü gören bir burjuva gözlemcisi, Mayıs 1871'de, bir İngiliz gazetesine şöyle yazıyor:
"Eğer Fransızlar yalnızca kadınlardan ibaret olsalardı, ne müthiş bir şey olurdu!" Kadınlarla onüç, ondört yaşındaki çocuklar, Paris Komününde, erkeklerle yanyana savaştılar. Burjuvazinin devrilmesi için ilerde verilecek savaşlarda da bu böyle olacaktır. Proleter kadınlar, derme-çatma silahlı ya da silahsız işçilerin, burjuvazinin adamakıllı silahlanmış kuvvetleri tarafından kurşunlanmasına seyirci kalmayacaklardır. Tıpkı 1871'de olduğu gibi silaha sarılacaklar ve bugünün yılgın uluslarından -ya da daha doğrusu bir düzen kurması hükümetlerden çok oportünistler tarafından önlenmiş bugünün işçi sınıfı hareketinden- ergeç, ama her halde, devrimci proletaryanın "müthiş uluslarının" uluslararası bir birliği mutlaka doğacaktır.
Toplum yaşamı artık tümüyle askerileştirilmiştir. Emperyalizm, dünyanın bölüşülmesi ve yeniden bölüşülmesi için büyük devletlerin giriştikleri vahşi bir savaşımdır. Bu yüzden, bütün ülkeler, yansız olanlarla birlikite küçükler de, daha fazla askerileşmeye doğru gidecektir.
Proleter kadın buna nasıl karşı çıkacaktır? Yalnızca bütün savaşlara ve askeri olan her şeye söverek ve silahsızlanmayı isteyerek mi? Ezilen ve gerçekten devrimci bir sınıfın kadını, bu utanç verici rolü asla kabul etmeyecektir. Bunlar oğullarına şöyle diyeceklerdir:
"Yakında delikanlı olacaksın. Eline silah verilecek. Silahı al ve askerlik sanatını iyice öğren. Proleterler, bunu, bugünkü savaşta olduğu ve sosyalizmin düşmanlarının sana söyledikleri gibi kardeşlerini, öteki ülkelerin işçilerini vurmak için öğrenmezler. Bunu, kendi ülkelerinin burjuvazisine karşı savaşım vermek, sömürüye, sefalete ve savaşa bir son vermek için öğrenirler."
Bugünkü savaşla ilgili olarak eğer bu biçimdeki, evet büsbütün bu biçimdeki propagandadan kaçınacaksak, uluslararası devrimci sosyal-demokrasi, sosyalist devrim ve savaşa karşı savaşmak gibi sözleri hiç ağzına almasın daha iyi."
V. İ. Lenin, Proletarya Devriminin Askeri Programı
Üye Yorumu (1) |
|
![]()
07-03-2008 19:43, şiirin 'karşı' dili 'kadınlar çok uzakta. "iyi geceler" kokar çarşafları. masaya ekmek koyarlar yokluklarını hissetmeyelim diye. sonra anlarız suçun bizde olduğunu. sandalyeden kalkıp "bugün çok yoruldun," deriz ya da "boş ver, lambayı ben yakarım." kibriti çaktığımızda, o yavaşça döner ve tarifsiz bir dikkatle mutfağa yönelir. sırtı nice ölülerle, kamburlaşmış, hüzünlü bir tepe-aileden ölüler, onun ölüleri, senin kendi ölümün. adımlarının gıcırtısını duyarsın eski döşemede, bulaşık telindeki tabakların ağlayışını duyarsın sonra da treni, askerleri cepheye götüren.' diye yazar ritsos 'kadınlar' şiirinde.. 'karşısında durduğumuzun hiçbir önemi yok artık' diyor yazgı kısa bir yazısında. meselem 'feminizm' başlıklı bu tarihsel ve 'iyi' yazıya şiir dilinden bakmak. yahut egemen olduğu iddia edilen(!) erkek dilini şiirle yalamak(?) ama karşımıza bi ayna tutup aynanın karşısındakini görmeyi neden denemiyoruz. sorusundan dökülen kısa bi iç yazı belki de. ne-ye karşıyız biz-ler!e bakışa bi başlık(kim bilir) bizi karşıtına dönüştürene karşı olmakla kendimize mi karşı oluveriyoruz. 'karşıtın tezatı' var mı diye soruverirler adam kadına!' iki değil dört değil bin yanları vardı değerlerken birbirlerine' der fazıl hüsnü. tam da karşı olduğumuzu iddia edebileceğimiz bir egemenlikle. ne güzel der. çoğul olanın dili iledir konuştuğu şiir ki şunu da söyler: ' soyuna soyuna kimse yok gibiydiler' erkeğin mi karşısındayız. erkek egemen(!) bir dilin mi. o dili erkekten daha çok onaylayan ve yine erkeğe erkek tarafından sunulan ve kadının kadın olarak bi türlü var olamadığı sistem(!)e mi. şiire mi karşıyız. şiirde erkek egemenliğine mi. dile mi karşıyız. dil ile mi karşıyız. ama neden karşıyız! evet karşıyız derken 'yapıp ettiklerimizin, yazıp çizdiklerimizin, saçımızın, gözümüzün, tenimizin, dilimizin' yani bize ait olan dişil pek çok şeyin erkek tarafından onaylanmasını, övülmesini, kutsanmasını deli gibi istiyor muyuz. kadınlar bizi sevmese de olur mu. beğenmese de olur mu bi kadın başka bi kadını. yoksa kıskanması yeterince yeterli mi. bu yorumlar elbette tarih içinde pek çok 'bedel' ödenerek martın sekizini '8 mart' 'emekçi' kadın günü yapan o inanılmaz deneyimleri canı gönülden sahiplenerek yazılmış yorumlardır. ama işin 'bu gün' yani martın sekizinde yani ikibinsekizin sekiz martında hazır kış da bitmişken, hazır çimenler sevişgen kıvama gelmişken(!) şiir diline de bulaştırmalı. 'erkek egemendir' dediğimiz her yerde: ama nerede egemen? neden egemen? kime egemen? vb sorulur sorulmalıdır iddia eden tarafından: ya şiirde? erkeğe şiiri yazdıran, erkeğe şiir yazdıran o eril duygu.'erkek göğsünün güzelliğini, bacak aralarını birkaç kişi dışında, rahat bir dille yazabilen şair kadın, nerdeyse yok gibidir' diyor betül tarıman bir yazısında. ama neden diye sormak da kadına düşüyor zaten. yanıtta kadında gizli. yahut yanıt: gizlenen kadında. oysa berger'in şu sevdiğim sözü gizli eril anlamı içinde önemlidir:'kadın görünür' şimdi şiire baktıkta: atila ilhan-a 'ne kadınlar sevdim zaten yoktular yağmur giyerlerdi sonbaharla bir azıcık okşasam sanki çocuktular bıraksam korkudan gözleri sislenir' dedirten kadındır. edip cansever: "dudaklarımı aldı, dudaklarımı taşırdı köpüren sütler gibi taşırdı köpükler içinde kaldım - mevsim her zamanki gibi yazdı - birden beyaz bacaklarını gördüm sonra her şeyi gördüm o her şeyi ben ilk defa gördüm ses çıkarmadım ses çıkarmadım, köpüren sütler gibiydik beni yeniden öptü, üstüne çekti beni köpüren sütler gibiydik limonlar beyazlandı." diye yazar limonluktaki yangınında. yine bi kadındır şiirin rengi. 'içtim o bin yıllanmış testiden, içtim, içtim, örtüler arasında yeryüzü beğenisiyle ayışığını paylaşırdı bacakları, öptüm ayak parmaklarını, öptüm, öptüm' derken süreya o inanılmaz zekasını işleten şeyin kadın olduğunu ele verir gibidir. özdemir ince: "bir deniz mavisi sürmüş ki memelerinin arasına insanın ağzı tuz ve yosun kokusuna bulanıyor bir muz soyarmış gibi soyuyorum onu kabuklarından bir güneş duruyor orada göbeğinin üstünde sislerin arasında ve aşağıya doğru nefis bir uçurum çok yükseklerden düşen çavlanın susuzluğu' der. bu şiir kadın bedeninin meta(!) olması diline bir örnek olabilir söylemde. lakin şiir ille de imge yaratacaksa ve imge estetikle sunulacaksa: buna da örnek olabilir. 'artık ben ne günah olsa işlerim, yumuşak yastığa geçti dişlerim, bir an kadar sürdü can verişlerim, ey kadın, bu akşam sana da doydum' derken necip fazıl: havva ve adem ile başlatılan tarihi ve günahı anlatır gibidir. yani ille de o elmayı yemeliydik. çünkü dişlerimiz vardı. ve cahit külebi serinlik olarak görür o 'karşı' olanı. egemen dil ile de ne güzel(?) anlatır: "güneşli çayır pınarlardan içiyorum seni ince ve mavi bileklerinden, kısrak memelerinin gürlüğünde sabah bahçelerinin serinliğinden." (cahit külebi) bu örneklere rağmen sylvialarda vardır ki: yürek titretirler çığlık atarken: 'doğrulurum kızıl saçlarımla/ ve çıtır çıtır adam yerim' |
| Sadece kayitli kullanicilar bir Makaleyi yorumlayabilir. Lütfen ücretsiz üye olun veya giriş yapın. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



(0 Oylama)








