| Arı Usun Eleştirisi - immanuel Kant |
|
|
Daha 1799’da yapıtın beşinci basımı çıktı, ve evrensel bir tanınmışlığın vereceği mutluluk hiç kuşkusuz yaşlı Kant’ın yaratıcılığına güveninin pekişmesi için gereksindiği tek şeydi. Kısa bir süre içinde yazdığı bir dizi kitapta salt kendi uğruna bile araştırmaya değer bir felsefi ekin yarattı ve özellikle kılgısal felsefede birer öğüt havasıyla da dolu yazıları Protestan ekininde güçlü bir onay buldu. Kant’ın Almanya’nın Aydınlanması ile bağlanması geleneksel Alman ussalcılığına ters düşen kuramsal kuşkuculuğundan çok bu törel yazılarında duyunç özgürlüğü ve katı ödev tini üzerine getirdiği vurguya bağlıdır: Töre us üzerine dayamalıdır. Bu törel anlayış Alman ve bir bütün olarak Protestan ekin alanı üzerinde ‘ussal’ Reformasyonun us düşmanı eğilimlerini de dengeleyici (Luther: ‘İnanç tüm us, duyu ve anlağı ayaklar altında ezmelidir’; ‘İnancın başladığı yere ulaştığımızda, usu kör etmeyi öğrenmeliyiz’; ‘Us aldatılmalı, köreltilmeli, ve yokedilmelidir.’–Aktarmalar Kaufmann’dan). Kant’ın genç Germanik bilincin şekillenmesindeki katkısının düzeyini tam olarak saptamamız olanaksız olsa da, o da kendisinden sonra gelen Fichte ve Hegel gibi felsefeyi salt bir akademik ilgi konusu olarak görmedi, tersine onu ekin oluşturucu bir güç olarak kullandı ve bu konuda belki de umabileceğinden çok daha etkili oldu. Kant kurgal Usa yadsıdığı özgürlüğü kılgın Us için koşulsuzca onayladığından, onu Aydınlanmanın Almanya’da ‘en önde gelen temsilcisi’ olarak görmek doğaldır. Bir yandan doğa bilimini Hume’un hiçbir nedensellik tanımayan görgücülüğünden kurtararak onun Us üzerine temellendirilmesini sağlama bağladığında inanırken (hiç kuşkusuz eleştirel felsefesinin ancak bilime izin verebileceği anımsanmalıdır), öte yandan inanca da bir yer bırakarak bugün bile ılımlı modern felsefe okurunun duygudaşlığını kazanan bir tutum geliştirdi. Ama gene de Kant’ın felsefesinin tüm değer ve imlemini ancak daha sonra onu izleyen Alman idealistleri –Fichte, Schelling ve Hegel– tarafından oluşturulan bir bütünün parçası olarak kazandığını görmek güç değildir, ve onun çığır açan bir filozof olduğu yolundaki yaygın kanı bu bağlamda anlamlıdır. Çalışmasında tam olarak olduğu gibi onaylanan tek bir bölümün bile olmamasına karşın, Kant’ı izleyen dönemde felsefe modern Almanya’da neredeyse Antik Yunanistan’daki altın çağını anımsatan ussalcı bir gelişim evresi yaşadı. Büyük bir öncü değerini her zaman ona gereksinen ve ondan yararlanabilecek bir ekine borçludur, ve bireysel felsefeci evrensel usun özbilincine katkılarının değerini yalnızca onu anlayabilen bir kamuoyunun yargısında ve onun kavramını geliştiren yeni kuşakların tininde kazanır. Kant hiç kuşkusuz felsefenin geleceği açısından engin bir kapı açmakta olduğunu biliyordu. Ve modern Avrupa felsefe tarihinde yeni bir çığır açan büyük 18. yüzyıl filozofu olarak görülmesi ne olursa olsun yalnızca düşünceye David Hume’un kuşkuculuğu tarafından kapatılan kapının yeniden açılmasına değil, yalnızca benzersiz bir felsefi atılım zemini hazırlamış olmasına değil, ama insan varoluşunu (ve yok oluşunu) ilgilendiren biricik bilme çabası olarak felsefenin çok ciddi bir sorun olduğunu, giderek insanlık yazgısı açısından başka bir Anlak bilimiyle karşılaştırmayacak denli dirimsel ve saltık değerde olduğunu vurgulamasına bağlıdır. Arı Usun Eleştirisi gerçek bir kurgul felsefe çalışması olmasına karşın, tüm felsefeyi kendinde-şey soyutlamasına uyarlama ve böylece salt öznel olarak yapılaştırma girişimi tarafından soğrulmuştur. Yapıtın sunuluş biçimini olduğu gibi içeriğini de çıkmaza düşüren sorun buradan kaynaklanır–görgücülükten köken almaya çabalayan bir kurguculuk. Onunki olanaksız bir tutumdur, ve böyle bir gerilimi giderme isteği yazarını daha önce hiçbir filozofun denememiş olduğu girişimlere ve tuhaf bir terminolojik dizgeye götürmüştür (örneğin, arı anlağın şematizmi–kategorinin görüngüye uygulanışında aracılık, mantıksal işlemlerde imgelemin rolü, kavramların ne yerden ne de gökten (=ne nesnelerden ne de başka kavramlardan) ama aşkınsal çıkarsaması– [bir nesnenin ancak kavramlar aracılığıyla düşünülebildiğini tanıtlayabilirsek, bu onların yeterli bir çıkarsaması ve nesnel geçerliklerinin aklanması olacaktır. … Çıkarsama arı anlak-kavramlarının (ve onlarla birlikte tüm kuramsal a priori bilginin) deneyimin olanağının ilkeleri olarak betimlemesidir–ilkeler burada genel olarak uzay ve zamandaki görüngülerin belirlenimi olarak alınmak üzere.] ). Bir çıkarsamanın öznel olarak tanıtlama olması gerektiğinden, yalnızca arı anlak kavramlarının çıkarsamasının kendisi değil, ama bütün bir çalışma tanıtlamadan yoksundur, çünkü felsefi tanıtlama kavramsal çıkarsama iken, Kant için salt biçimsel olan arı kavramın söylemeye gerek yok ki hiçbir içeriği yoktur ve içerik ile sezilebilir ‘nesne’yi anladığı ölçüde, bir ideanın ya da kavramın böyle görgül bir içeriğinin olmadığına üzülmek anlamsızdır. Kant yalnızca ‘ileri sürmekte’, ve her nedense felsefi tanıtlama yoksunluğunu kabullenmiş görünmektedir. Ama bu noktada bile Kant’ın kurgul tini kendini gösterir, ve usun saltıklığını çürütmeyi amaçlayan tüm çabalara karşın, ironik olarak, kavramın doğasının ilk ve tam belirtik modern formülasyonu– biraz aşağı aktaracağımız gibi– yine ondan gelmiştir. Gene de Kant usu çelişkiyi çözemeyen salt eytişimsel us olarak görmede, yalnızca çatışkılar üreten ve bunları aşamayan ve her aşma girişiminde yanılsamaya düşen doğal bir metafizik eğilimi olarak görmede direttiği için, bu buluşunun değerini yine kendisi kendisinden gizlemiştir. Kant’ın eleştirel felsefesinin çatışkılara düşen düşünceye sağladığı kolaylık öylesine çekiciydi ki, birbirleri ile bağdaşmayan sayısız görüşü ve giderek kimi görgül Bilim dallarındaki araştırmacılığı bile salt insan bilgisini sınırlamaları zemininde ‘Kantçılık’ olarak adlandırılmak gelenek oldu. Arı Usun Eleştirisi’nin karmaşıklığı fizyolojiden fiziğe, ruhbilimden toplumbilime dek çeşitli görgül araştırma alanlarına, ve realizmden göreceliğe dek eşit ölçüde çeşitli felsefi düşünme boyutlarına aşkınsal felsefenin mantıksal süreçleri arasında kendilerine de izleyecek birer yol bulma olanağı veriyordu. Böylece modern düşünce eleştirel felsefenin sağladığı sınırlı düzlemde hemen hemen önündeki tüm mantıksal olanakları kullandı, sınadı, ve bir yana attı. Her şeye karşın, tüm bu girişimler özsel olarak çeşitli önyargılar üzerine dayanan araştırma-inceleme tutumlarını geçerli birer akademik konum olarak sunmaya çalışan denemeler olmaktan öteye geçemediler. Yeni-Kantçıları bir ‘Yeni-’ öneki altına toplayan ortaklık öğesi bir biçimselcilikten daha çoğu olmadı. Zaman zaman sözü edilen Zurück nach Kant (1865) belgisi olguculuktan olduğu gibi kurgul düşünceden kaçışı da anlatan bir tepkiden çoğunu anlatmaz. İngiliz analitik felsefe geleneğine gelince, evrensel/kozmopolitan usu bir yana bırakıp salt kendi etnik uslarına bağlı olmakla, bunlar uzun bir süre Kant’ın modern Avrupa felsefesi için ve bütün bir dünya felsefeciliği için neyi imlediği üzerine düşünmeyi bile gereksiz saymışlar, ve Locke, Hume veya Berkeley’in görgücü yavanlığının ötesine duyarsız ya da yeteneksiz modern inakçılar olarak Kant’ta neyin Kant olduğunu görememişlerdir. Kant’ın felsefesi, tüm kuşkucu örtüsüne karşın, ve bütünüyle açıkta yatan kaçınılmaz öznelciliğe karşın, analitik bir kötüye kullanıma izin vermeyecek denli ussal, ve görgücü her yaklaşıma direnecek denli kurguldur. Kant ne denli karşıt görüşte diretmiş olsa da, felsefesindeki en verimsiz etki Hume’dan gelendir; ya da, yine aynı şey, eğer felsefesinde değersiz, anlamsız ya da üstelik tuhaf yanlar varsa, yalnızca bunlar analitik felsefenin kullanımına açık olanlardır. Bu yüzden, bu sayfayı lekeleme pahasına da olsa, Bertrand Russell’dan Kant’ın eleştirel felsefesinin modern analitik felsefenin perspektifinden nasıl değerlendirilmesi gerektiğini anlatacak bir alıntı yapabiliriz.: ‘Humet, by criticism of the concept of causality, awakenned him from his dogmatic slumbers so at least he says [Prolegomena’da], but the awakening was only temporary, he soon invented a soporific which enabled him to sleep again.’ [Hume, nedensellik kavramını eleştirisi yoluyla, Kant’ı–hiç olmazsa kendisinin dediği gibi– inakçı uyuklamalarından uyandırdı; ama uyanma yalnızca geçiciydi ve çok geçmeden yeniden uyanmasını sağlayan bir uyutucu icad etti] –Hist. of West. Phil. 1981, s. 678. Kant’ın eleştirel dönem çalışmaları sırasında yaptığı buluşlardan biri, ve onu izleyen kurgul felsefe girişiminin yazgısı açısından hiç kuşkusuz birincil önemde olanı, eytişim üzerine ilki Arı Usun Eleştirisi’nde ve ikincisi Yargının Eleştirisi’nde görünen şu sözlerdir: ‘İkinci olarak, her bir sınıfta kategorilerin her durumda eşit sayıda, e.d. üç olmaları, kavramlar yoluyla tüm a priori bölümlemenin zorunlu olarak ikili olması karşısında üzerine düşülmesi gereken bir noktadır. Ama yine eklemek gerek ki her durumda üçüncü kategori ikincinin kendi sınıfındaki birinci ile birleşmesinden doğar.’ (Bkz. Bu kitapta s. 79, & 11.) Bu satırların hemen üstünde Kant ‘yargı modeli’ üzerine kurduğu ve yalnızca 12 kategori içeren tablosunun ussal bilginin bilimsel biçimini ilgilendiren ve önemli sonuçlar getirebilecek kimi ince irdeleme noktalarından söz eder. Gerçekten de Hegel’in yeterince açık bir anlatım verdiği kurgul yöntem ile tanışık olanlar daha sonra saptanan bu sonuçların önemini bilmektedirler. Ve Yargının Eleştirisi’nde Girişte son dipnottan aktarırsak: ‘Arı felsefede bölümlemelerimin hemen her zaman üçlü olması biraz tuhaf görülmüştür. Ama bu sorunun doğasına bağlıdır. Eğer bir bölme a priori olacaksa, ya çelişki ilkesine göre çözümsel olmalıdır ki, bu durumda her zaman ikili olacaktır, (quodlibet ens est aut A aut non A), ya da bireşimli; ve eğer ikinci durumda a priori sezgiden değil), o zaman bölme bireşimli bir birliğin gerektirdiği gibi zorunlu olarak bir üçlü olmalıdır: 1. bir koşul, 2. bir koşullu, ve 3. koşullunun koşulu ile birliğinden doğan kavram.’ Daha sonra Fichte’de belirtik olarak kullanılmasına karşın, Hegel’in büyük bir olasılıkla Kant’ın pek göze çarpmamış olan yukarıdaki satırlarından öğrenmiş olabileceği bu Bilgi parçası kurgul yöntemin duru bir formülasyonudur. Çelişki ilkesine göre ikili bölümlemenin ya da yalın bir çözümlemenin–ki her doğal us bu yalın olguyu kavrar–, ya da bu yalın eytişimsel kıpının Spinoza’nın tüm belirleme olumsuzlamadır ilkesinin bir başka formülasyonu olduğunu bilince çıkarmak güç değildir. Ama nasıl Kant bu yalın mantıksal aygıtın tüm gücünü ve değerini dolaysızca kavramamışsa, sonraki felsefi düşünce de Logosun, Mantığın bengi doğasının anlatımı olan bu formülasyonu tüm imlemi içinde kavramaya ancak olağanüstü bir emekle, ancak dışsal tarihi ya da Zaman içinde erişmiştir. Us ideal doğasını hiç kuşkusuz her zaman ortaya serer; ama önemli olan nokta bu kendine örtük belirişinde özbilincine ulaşmasıdır. Bu bakımdan Kant’ın çalışmasının felsefe tarihi için tüm değeri onu herhangi görgül boyuta çekiştirmeye çalışanların amaçlarında değil, ama onu izleyen Alman idealistlerinin dizgelerine özümsenen kurgul tözünde yatar. Usun kurgul alana girmesini önleyecek sınır-polisi olması amaçlanan Eleştiri, ironik olarak, modern felsefi bilince en anlamlı ortaklaşa katkıyı üreten bu idealist filozofların kurgul çabalarının vazgeçilmez öncülü olmuştur. Ding-an-sich ve zorunlu olarak ona eşkil eden ya da yine onun olumsuz anlatımı salt fenomen nesne çoktandır usun bilme tutkusunun ve kurgul mantığın önünde dayanabilecek engeller olmadıklarını göstermişlerdir. Ve ancak bu bakış açısındandır ki Arı Usun Eleştirisi felsefi düşünceyi ön-Sokratiklerin de gerisine götüren bir bilmeme sevgisinin ya da misolojinin temsilcisi olarak değil, tersine, insan varoluşunun anlamını us yoluyla kavramaya çalışan ve bu bağlamda insan sorununun çözümüne–erdeme–moral yasa yoluyla ulaşmayı öğütleyen bir düşünce kahramanının yapıtı olarak görülebilir. Ve Kant’ın istediği de bundan başkası değildi.
ARI USUN ELEŞTİRİSİ Immanuel Kant Çeviren Aziz Yardımlı İdea Yayınevi 1. Basım 1993 Özgün Adı Kritik der reinen Vernunft
|
|
Yorumunuzu ekleyin
|
Gönderilen yeni yorum yok
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



(0 Oylama)