| Sağ ve Sol: Tahtın İki Yanı |
|
|
1760'larda Fransa Kralı 16 Louis'in Baskılara dayanamayarak açtığı Etats generaux Meclisinde sağ yanına soylu ve ruhban sınıfını, sol yanına ise yönetimde hak talep eden ve bunun için köylü sınıfı destekleyen burjuva sınıfını almasıyla literatüre giren bir kavramdır sağ ve sol.
Özünde ise insanlık kadar eski olan baskın gelme mücadelesi içerisinde üretilmiş araçlardır.
Kişinin sağcı ya da solcu olması özünde hiç bir anlam ifade etmemektedir zira insanoğlunun ürettiği ve tabiat kanunlarına aykırı hiç bir düşünce ya da hareketin idealize olması ya da saf kalması mümkün değildir. Doğa ise devingen bir yapıda olduğundan statik ve kurallara bağlı olgular yenilenme aşaması içerisine girmedikleri sürece yok olmaya mahkum olurlar.
Halen sağ ve sol düşüncenin katı ve değiştirilemez kuralları üzerinden siyaset yapmak ve dünyayı bu gözle yorumlamak gitgide değerini yitiren bir olgu olmaya başlamıştır.
Politika üretirken dikkat edilecek tek unsur, üretilen politikaların insan yaşamına etkileri olabilir. Hedef daima mutlu insanlar yaratmak olmalıdır. Burada politikayı belirleyenler faydanın yönünü de tespit ederler. Yani faydanın kendilerine ne ölçüde yansıyacağı ya da halka meydana çıkacak faydanın ne ölçüde aksettirileceği tepe yapılanmalarınca belirlenir. Faydayı maksimize etmek elbette mümkün değildir.
Zaten bu mümkün olsa bile buna asla izin verilmez... Faydanın maksimize olduğu nokta sınırdır ve bir süre sonra marjinal fayda düşmek zorundadır. Bu hem toplumlar hem de yönetenler tarafından istenmeyecek bir durumdur ve sonu mevcut sistemlerde daima kaosa çıkar.
Sağ ve sol çıkış noktası olarak alınabilir fakat politika heline getirilip uygulanabilmeleri mümkün değildir. Ne kapitalizmin kalesi A.B.D. ne de sosyalist Çin uyguladıkları sistemlere bağlı değildir ve böyle bir ihtiyaçları da yoktur. Dünya politikası ve uluslar arası stratejik dengeler böyle kısır ve katı kavramlar üzerinden oluşturulamaz ya da tartışılamaz. Küresel politika denen olguyu sağ ve sol'un paradigmalarıyla izah etmeye çalışmak kör dövüşünden başka bir şey olmaz.
Örneğin ben çıkış noktası olarak anarşizmi alabilirm fakat anarşizmin idealize olamayacağını da gayet iyi bilirim. İdealizm yüceltilebilecek bir kavram olabilir belki fakat aydınların ya da düşünebilen insanların, toplumların yaşamına etki edecek hatta geleceklerini tümden değiştirebilecek konularda politika üretirken daima hayatın gerçeklerini göz önüne almaları, çok ince hesap yapmaları ve iyice düşünmeleri gerekir. Örneğin Hasankeyfin sular altında kalması.
Hasankeyfin sular altında kalması binlerce yıllık eşi benzeri olmayan ve halen yaşayan bir tarihi sular altında bırakıcak yöre inasanına büyük manevi zararlar verecektir. Öte yandan ise bölgeye yapılması düşünülen baraj, G.A.P projesi için son derece önemlidir. Hem kaldı ki tarihi yerlerin su altındaki fanuslar yoluyla ya da dalış ekipmanlarıyla sergilenmesi gitgide popüler olmaya başlayan bir olgudur ve doğru işletilebildiğinde daha fazla turist ve gelir getirdiği de bilinmektedir. Ayrıca pkknın ikmal yollarını da keseceğinden hayati öneme de haizdir. G.A.P. projesi Türkiye'nin, ortadoğunun baskın gücü olması anlamını taşımaktadır ki bu pek de kimselerin isteyeceği bir şey değildir. Bu projenin faydaları tüm ülkeyi ve geleceğimizi etkileyecektir. Toplumu yönlendirirken tüm bu faktörler göz alınmadan yapılacak herhangi bir yönlendirme, ilerisi düşünüldüğünde üzücü sonuçlar doğurabilir.
Yaratılan sistem her ne olursa olsun, ülkeler hangi adı alırsa alsın ya da hangi rejimi benimserse benimsesin aslolan bazı şeyler vardır.
Halk yöneten güçten bazı temel isteklerde bulunur. Bunlar bugün adına demokrasi dediğimiz bazı temel hak ve özgürlükler, hızlı ve adil yargı, fırsat eşitliği ve maddi kazançtır. Bu yöndeki taleplere istikrarlı ve sağlıklı çözümler üretildiği sürece geride kalan hiç bir unsur yaşam içerisinde mücadele veren hiç bir sıradan insan tarafından umursanmaz. Zaten insanlık tarihi incelendiğinde de her siyasi oluşumda (devlet, kabile vs.) yönetim kademesinin bu temel kuralların sağlanmasıyla ayakta kaldığı görülebilir. Bu tür isteklerin belirtilen şekilde karşılanamadığı ortamlarda ise dine bağlılık, muhafazakar yapılar ve cehalet ve kadercilik ortaya çıkar.
Türkiye'nin sağı ve solu
Cumhuriyet Türkiye'sinde de meydana gelen aynı şeydir aslında. Sürekli olarak ipte bir cambaz oynamaktadır.
Gazi Paşa'nın çizdiği yol daima bu ülke halkı için iyi olana yönelmek ve bu doğrultuda politika üretmektir. O hiç bir zaman sağ ya da sol düşünceyi işaret etmemiş ya da böyle gerçek dışı kavramlarla hareket etmemiştir. Örnek vermek gerekirse; iktisat kongresinde batının ekonomik sistemine ve toplum yapısına entegrasyon işaretleri vermiş diğer yandan ise islami birlikler de dahil ortadoğuda kurulacak her türden birleşik yapılanma için çaba göstermiştir. Onu sağ ya da solun gözlükleriyle görmeye çalışmak, at gözlüğü takmak gibidir. Zaten O da yülceltilmek ya da yerilmek değil yalnızca anlaşılmak istemiştir. İhtiyacımız olan içimizi sömüren sağ ve sol kamplaşmalarını bırakıp O'nu anlamaya çalışmaktır.
Sağ ya da sol bugüne değin hiç bir şeyin çözümü olamadığı gibi aksine insanları cepleştirmek ve kaos yaratmak için kullanılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti tarihini de sağ ve sol iktidarların yönetimleri başlığı altında incelemek hata olur. Yapılan işleri zamanın konjonktürü içerisinde değerlendirmek ve yapıcı, somut eleştiri ya da politikalar üretmek gerekir. Türkiye'yi ileriye taşıyabilecek teş şey, toplum hayatında varolan sorunlara sağ ya da solun despotizmine girmeden bulunacak mantıklı ve kabul edilebilir çözümlerdir.Sağ ve sol'un dünya ve Türkiye'deki tarihini de tartışabiliriz fakat şu an ihtiyacımız olan şey insanımıza giydirilen bu deli gömleklerini yırtıp atmaktır. Aç ve haksızlığa uğrayan insanlara elitist gözlüklerle bakmak herkesi düşünsel anlamda 16. Louis'in felaketine götürür. Sistemler maalesef evet maalesef duygusal yöntemlerle değil mantıklı ve somut düşüncelerle yönetilebilir. İnsanlarımızı değerli-değersiz, akıllı-aptal diye gruplamak, Atatürk tekelciliği ya da din simsarlığı yaparak sömürmek habis bir davranıştır. Kraldan çok kralcı olmak ve sağ ya da sol tahtın iki yanında değil tahtın karşında kümelenelim ve unutmayalım ki ancak özgür düşünceler insanlığı ileri götürebilir.
Özgür düşüncelerden bahsettiğim bu nokta da sizleri genç bir odtü öğrencisinin blog'una davet etmek istiyorum. Tiyatral yönü hayli gelişmiş, kendini ifade yeteneği son derece kuvvetli, zeki, kültürlü ve gözümüzden kaçanlara bazen esprile yaklaşan bazense acımasızca saldıran kuvvettli bir kalem.. Geçirdiği zamandan keyif almak isteyen ve farklı bakış açısına şahit olmak isteyen herkese tavsiye ederim. Bu genç adama bir uğrayın...
http://resmisitem.blogspot.com/
Üye Yorumu (1) |
|
![]()
10-08-2008 18:24, , Kayıtlı Sayın DarkSideoftheMoon Söylediğiniz gibi ele alalım dünya halini. Yani işin içine ne solu ne de sağı katalım. Olayları öylece oldukları gibi değerlendirelim. Ne görürsünüz? İçerisinde yaşadığımız toplum düzeni bir kargaşa içinde akıp gitmekte. Ve içinde yaşamak zorunda kaldığımız bu toplum düzeni, kargaşasına çeker bizi. Otobüslerle, tramvaylarla, otomobilerle, gideriz okula, işe, vs. Hep biyerlere yetişme derdi, işini halletme derdi vs. Peki hani söylemişsizin ya "Hedef daima mutlu insanlar yaratmak olmalı." diye, sizce bu koşuşturma hali mutlu insanlar yaratıyor mu? Yaratmadığını kabul ettiğinizi var sayalım ki bence de yaratmıyor. Bu durumda ne yapmalı sizce? Nasıl gidebilir insanlar mutluluk peşinde? Buna cevap verebilmek için önce en büyük problemi veya problemleri belirlemek sanırım en mantıklı başlangıç olacaktır. Nedir bu en büyük problem? Bence insanların para ve güç istenci en büyük problemdir. Çünkü insanların hayatlarının geri dönülmez biçimde harcanarak mutsuz olmalarına yol açan şey bu istençtir. Biraz düşünülürse bulunabilir bu söylediğimin sebebi. Peki bu sermaye üzerine kurulu sistemin adı nedir? Kapitalizm. Peki kapitalizm nasıl yönetir toplumu? Yani kapitalistler daha çok para için ne yaparlar? Milliyetçiliği, dini, futbolu, vs. kullanabilecekleri herşeyi kullanırlar. Şunu söylemeye çalışıyorum. İçerisinde yaşadığımız düzen aslında sağın ucundadır. Siz bunu fark etseniz de fark etmesiniz de. Sol dediğiniz ise sağın, sağı oluşturan kapitalistlerin, insanların biraz daha fazla hak sahibi olabilmelerine göz yummalarının sebebidir. Yani siz uzak duralım, solculuk sağcılık yapmayalım diyorsunuz ama bunlar durup dururken takım tutulur gibi taraftarı olunan kavramlar değildir. Sol ve sağ bilfiil içerisinde yaşadığımız toplumun geçmişini, şimdisini ve geleceğni şekillendiren, kullanımları ve varlıkları farkında olunsa da olunmasa da mevcut olan ve olacak olan kavramlardır. Yorum limitinden dolayı ayrıntısına giremiyorum ama lütfen olayları, koşulları, kavramları değerlendirirlen biraz daha derinlemesine inceleme, araştırma ve düşünme süreçlerini yaşayınız. Yoksa o çok önemsediğiniz ve hakikaten de önemli olan gerçekçilik kaygınızla çelişmiş olursunuz. Saygılar |
| Sadece kayitli kullanicilar bir Makaleyi yorumlayabilir. Lütfen ücretsiz üye olun veya giriş yapın. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|



(0 Oylama)








Okunma: 712