Siya Siyabend Yazdır E-posta
Siya SiyabendRepertuarlarının geniş bir bölümünü doğaçlama müzik,semahlar,deyişler,farklı tekniklerle ve Pir Sultan Abdal,Hayyam,Aşık Veysel,Neşet Ertaş,J. Coltrain,R&Blues,R.Shankar,Tanburi Cemil Bey,Ali Ufku Bey gibi ünlü isimlerin dizeleri oluşturmaktadır.Bu parçaları kendilerine özgün tarzlarıyla yorumlayıp dinleyicilerinin beğenisine sunmaktadırlar.

Siya siyabend grubu bugün hakan özboz,memduh özdemir,murat toktaş,erdem,li kadrosuyla yoluna devam etmektedir,albüm çıkarmamıştır,pek çok demosu vardır. Doğaçlama öykü anlatan muratın vokali doğaçlama çalınan müzikle SSB sezgisel düşgörücü bir öykübilimcilik eylemidir.belli bir türe bağlı kalmayarak ekin vermeye devam etmektedir.

Siya Siyabend Grubu Resmi Web Sitesi // siyasiyabend.com MÜZİK SOKAKTA YAŞAR...

Murat, Siya Siyabend grubunun solisti. Grup, sokağı yakınlaştıran, özgürleştiren bir yaşam alanı olarak görüyor. Onların şarkıları bu yüzden sokaktan yükseliyor. Seslerini duymamış olanlar, 28 Mart'ta Babylon'da, nadir kapalı mekân

konserlerinden birine tanık olabilirler. Sonra tekrar sokakta buluşmak koşuluyla...


Siya Siyabend, yani Gölgenin Gölge*si. Fatih Akın'm "İstanbul Hatırası" filmiyle daha bir su yüzüne çıkmış olsalar da, 14 yıldır sokakta kendi şarkılarını söylüyorlar. Şarkılarının içinde Pir Sultan da var, John Coltrain, Âşık Veysel ya da Tanburi Cemil Bey de. Hayyam'dan dize*ler okuyor, savaşa karşı çıkıyor, düzeni eleş*tiriyorlar. Bu yüzden müziklerini "paketle*mek" istemiyorlar. Ruhu taze bu grup, henüz paketlenmemiş müzikleriyle 28 Mart'ta Babylon'da olacak.


Sizi kapalı bir mekânda konser verirken görmek zor. Nereden çıktı bu Babylon kon*seri?

Aradılar, biz de kabul ettik, ama iyi mi et*tik bilmiyorum. Öyle bir şey ki şarkı sözleri*miz yüzünden hem başımıza gelmedik kal*madı hem de bizi iplemiyorlar. Grup eleman*ları da bir yıldır birbirlerini görmüyor zaten. Yine de müzik, aramızda inanılmaz bir dile dönüştü, bir araya gelince kaldığımız yerden devam edebiliyoruz. Bizi ayakta tutan bu in*cecik zar, yani müziğe olan aşkımız, müzikle dünyayı değiştirmeye olan inancımız. Bu yüz*den beraberken inanılmaz şeyler yapıyoruz. Yine de Babylon'da ne olacağıyla ilgili hiçbir fikrim yok, hatta sahneye kimlerin çıkacağı hakkında da...

- Bu, Siya Siyabend'in doğasında var gali*ba...

Grup zaten var olan normları yıkmak bağ*lamında tasarlandı. Iki-üç dakikalık standart şarkılar yapmadan, dilediğimizi söyleyerek böyle bir grup olabilir mi, yaşayabilir mi di*ye düşündük. Oldu da. Siya Siyabend es kaza bir araya gelmiş insanlardan kurulu, ama hepimiz sokaktan geliyoruz ve rock müziğin gerçek potansiyelini yansıtıyoruz. Kayıtları*mızı basacak bir yapımcı bulamıyoruz, ama bütün dünyaya virüs gibi yayılıyoruz.

- Siya Siyabend ne demek?

Siya Mezopotamya'da bir halk kahramanı. Zayıf, ince yapılı çocuk, gölge anlamına ge*liyor. Biz onu Siya Siya, yani gölgenin gölge*si yaptık. Negatifin negatifi pozitiftir ya, zıt*lıkları, bütünü anlatabilmek için bu ismi seç*tik.

- Kaç yıldır sokak müziği yapıyorsunuz?

îlk grubumdan bugüne, 14 yıl oldu. ( Mavi Siyah vardı, sonra İmdat Freni. Bizi) gibi müzisyenlerin, albüm çıkarmadan var olma şansı çok az. Sokakta çalmaya çalışınca başınıza gelenler belli. Haluk Levent çalsan kimse bir şey yapmaz, ama kendi şarkılarını! söylüyorsan, sokakta müzik yaptığın için ya*şayan şeyleri anlatıyorsan, bu, güç odaklarını korkutuyor...

- 14 yıl nasıl durabildiniz? Sokak müzis*yenliği için de solculuğun gençken yapılaca*ğı gibi bir klişe vardır herhalde...

Sokakta olmayı tercih ettiğimiz dönemler de oldu, mecbur kaldığımız dönemler de, a-ma sokak yanlış anlaşılmamalı. Sokağın bir bilinci yoktur; sokak, oraya gelen insanlarla anlam taşır, bir ruh kazanır. Sokağa değer yüklemek popüler kültürün yutturmacala-rından biri. Çünkü bir şeyi ya çok değer ve*rip ya da değersizleştirip yok edebilirsin. Denge öyle olmalı ki, yaptığınız şey yaşama*lı ve devamlılık taşımalı. Dostluk gibi, sevda gibi, aşk gibi... Bunlar devamlılık içerdiği za*man vardırlar.

BIÇAK KEMİĞE DAYANDI...

- Artık sokaklarda daha çok müzik ve so*kak müzisyeni var. Ne düşünüyorsunuz on*lar hakkında?

Ben sokakta çalmaya başladığım zaman bir tek Baba Orhan vardı, şimdi bir sürü müzis*yen türedi, sokaklar coştu. Üstelik para da kazanıyorlar, ama bu işin sadece para için ya*pılması gücüme gidiyor. Zaten kendi müzi*ğini yapan insanların sokakta var olması zor. Önemli olan, ürün veren insanların sokakta yaşaması. Bunu ateşlemek lazım.

- Siya Siyabend'in bir albümü olacak mı? Şimdiye kadar bir sürü teklif geldi, ama

bizden ya popüler işler istediler ya da kalıp*lara sokmaya çalıştılar. Albüm çıkarılmasına kafadan karşıyım, ama bıçak kemiğe dayan*dı.

Sırf sokakta müzik yaptığımız için aşağılan*maktan illallah geldi. Bir albüm çıkarıp ora*dan gelen parayla da bozulmadan adam gibi bir şeyler yapmak istiyorum. Böyle konuşu yorum, ama önemli olan elime para geçince nasıl davranacağım. Şimdi sallamak kolay. Yine de kendimden ve bu ülkede benim gi*bi düşünen bir sürü güzel insandan eminim. Bob Marley'in dediği gibi kökten bir devrim lazım bize.

- Aşağılanmaktan bıktık dediniz? Kim, na*sıl aşağılıyor sizi?

Polis sokakta çalmamıza, CD satmamıza izin vermiyor. Kimileri küçümsüyor, kimile*ri cüzamlıymışız gibi kaçıyor. Müzisyen mü*ziğini her yerde yapabilmeli. Sokakta enstrü*man çalmanın nesi yasak olabilir?

- Zaten var olma koşulunuz, şarkılarınız da sokaktan çıkmıyor mu?

Tabii. Hâlâ o sözleri nasıl doğaçladığımı anlamaya çalışıyorlar. Çünkü şarkı denen şey*lere çok benziyorlar. Teknolojik olarak kötü, ama duygu olarak iyi.

Gülben Ergen'in şarkısı 80 kanal üzerin*den, bizimkisi bir kanaldan ulaşıyor insanla*ra, ama dinleniyor işte.

- Bu coşkuyu nereden buluyorsunuz? Etim ne, budum ne, gücüm, kudretim ne,

öyle değil mi? "Salt yaşamak solucan harcı*dır" derler, ifade edilmeyen bir yaşamın ya*şandığına inanmam. Aynı hissi paylaştığımız bir sürü insan var. Yaptıklarımız sayesinde se*simizi New York'ta da, Hakkâri'de de duyan var. Bunu medyanın müzik endüstrisinin işi*ne girmeden yaptık. Bu medya bizi şimdi û yapsın, nereye çalsın? Oysa halk bizi yarala*rına çalıyor, merhem yapıyor.

- Geçinebiliyor musunuz?

Zor, çok zor. Tırnaklarımızla... Şahsen ba*na kadınım bakıyor. Bir de CD satıyorum so*kakta bağıra bağıra. Kaç gündür satamıyor-dum, bugün iki-üç tane sattım. Harçlığım çıktı, yeter işte



Röpötaj Özlem Altunok

www.siyasiyabend.anatolianrock.com

Dışarıda Tuhaf Bir Koku Var!

Sokak müzisyenleri olarak nam salmış Siya SiyaBend ve onunla özdeşleşmiş olan Bizon Murat'ın bir dinleyenin asla unutamayacağı sesi sadece şarkı söylerken değil, sohbet ederken bile insanı etkisi altına alabilecek derecede güçlü, bir o kadar da şiirsel. Sekiz yıl önce kurulan grup, hem şarkılarında hem de hayatta sözlerini sakınmayacak kadar cesur ve bir o kadar da underground ruha sahip. Bilinçli olarak müzik piyasasına karşı duran ve bu tavırlarından ödün vermeyen Siya SiyaBend, çıkardığı ve elden dağıttığı demoları ile varolan müzik piyasasının karşısında durdukları gibi, varlıklarıyla da sisteme çomak sokuyorlar. Fakat onlarla röportaj yapmak, daha doğrusu buna ikna etmek o kadar kolay olmadı. Sokakta yakalayıp, röportaja ikna ettiğim Siya SiyaBend grubundan Bizon Murat ve Dede Murat'la konuştuk konuşmasına; ama Dede Murat genelde gülümseyerek susmayı tercih etti. Ben de daha çok Bizon'la çene çaldım.

Sokak müziğinden söz edelim mi?
-Türkiye'de sokak müziği yeni yeni başladı. İleride daha da yukarıya çıkacaktır. Biz sokakta çalacağız, bu müziği insanlara tanıtacağız diye karar verdik. Bir sevginin sevgiyi ateşlemesi gibi. İnsanlar coşacak. Ama gelenler Haluk Levent gibi çalmaya başladı. Kötü oldu.

Siz neden sokakta çalma fikrine kapıldınız? Sokağın ruhunu mu taşıyorsunuz?
-Sokağın ruhu yok ki... İnsanların kasıntılı, burnu büyük hallerini çekmektense sokakta olmayı tercih ederiz. Babylon'da çalmak isteriz, ama Babylon'da çalmak için önce cd götürmen, ya da belli prosedürlere uyman gerek. Eğer müzik üzerine konuşuyorsak, önce o müziği dinlemeliyiz. Aslında kişiler önemli değildir. Mesela John Cage korkunç bir yerdedir. Akıllı bir adamdır. Müziğinde de bunu görürsün. Onunla konuşurken atonal sesleri nasıl bastığını soramazsın. Sokakta çalan müzisyen topluluğuna da "ne zaman müziğe başladınız" sorusunu soramazsın. Bizim grubumuzdaki müzisyenlerin hepsi üniversite öğrencilerinden oluşur. Murat Boğaziçi'nden geldi, Devrim Yıldız Teknik'te okuyordu, Ahmet Mimar Sinan fotoğrafçılıkta... Türkiye Haritası gibi aslında. Sindirilmesi zordur. Türkiye'de fazla müzik yapılmıyor. Pop piyasası birkaç aranjörle birkaç tonmaister'ın stüdyoda aldıkları kararlarla idare ediliyor. Endüstrisi var bu işin. Biz Beyoğlu'nda, sokaklarda çalıyoruz. Beyoğlu'nda zaten alt kültürler vardı, hazırdı. Bize sadece biraz deşmek kaldı. Burada çok absürd şeyler de var. Absürd tiyatroyu bilirsin. Kara tiyatro da var.

Vahşet tiyatrosu da var. Ama bizde yok...
-(Gülüyor) Güzel! Türkiye'de de deneyecekler yakında. Soyadı Kumbaracıbaşı olan bir arkadaşımız vardı. Sağlam bir kardeşimizdir. Onla müzik, tiyatro yapabiliyoruz. Düşünsene, insanların oturup konuşmak için örgütlenebilmesi bile o kadar zaman alıyor ki.. Ortadaki bir ürün üzerine düşünmek ve hareket etmek hep bir hiyerarşiyle oluyor.

Ya doğaçlama...
-Müzisyenlerin çoğu yaptıkları ürünün sanki birebir kendilerini ifade ettiği sanrısına kapılırlar. Onlardan çıkan sesin, onların hissiyatı ile dinleyenlerin hissiyatı arasında kıyı tekneleri gibi durmadan karşıdan karşıya geçen ara sıkıştırmalar olduğunu sanırlar. İlk başta onu kırarsan, başka teknelerin de o adalara gittiğini düşünerek kırarsın... Geçenlerde Selim Sesler'i dinledim, daraldım. Selim Sesler cümbüş çalar aslında, çok iyi müzisyendir. Beraber de çaldık. Ağır bir trak kafasındaydık. O çaldı, biz de ona katıldık. Oradan biliyoruz adamın etkilenişimini, çağrışımlarını... Her zaman Babylon'da çalamaz, arada çalar. Çünkü biri kıllanmıştır, rahatsızdır ondan, belki yeterince entelektüel bulmamıştır yaptıklarını, yoz bulmuştur... Polisin sokakta çalarken seni copla dürtmesi gibi bir tavır o. O aralıkta yapılacak iki hareket var. Temiz bir delikanlı gibi alacaksın eline copu geçireceksin kafasına, ya da semiz bir delikanlı gibi öyle bir duruş duracaksın ki, o copu kullanamayacak. Ben bazen oyunlar oynarım. Copla dürter, duymazdan gelirim, daha başka bir şey çalmaya başlarım.

Polis çok mu rahatsız ediyor?
-Deli misin, ne diyorsun ya? Bir ara gözaltılar çoktu. Kek gibi yakalanıyorduk. Şimdi daha becerikliyiz yakalanmama konusunda.

Niye size bu kadar müdahale oluyor? Başkalarına da oluyor mu?
-Başkalarına izin veriyorlardı. Bizim şarkı sözlerimizden dolayı. Aslında biz zararlılardan değiliz. Faydalı olanlardanız. Neye faydalı değiliz biliyor musun? Evet, biz faşizme faydalı değiliz. Ama Pir Sultan Abdal'dan söylüyoruz. O enerji insanlara değdiği anda, acayip kalabalık oluyor. İnsanların bu kadar başımıza toplanmasından da rahatsız oluyordu polis. Mis Sokağın başındayız, polisler "bunlar kafayı yemiş, niye bunları dinliyorsunuz" diye bağırıyordu. Çaldığımız da türkü ha. Bizde herkes her şeyi çalar. Film müziği de çalar. Bir duygudur o, o duygu sana müzik yoluyla akar.

Albüm çıkaracağınızı duymuştum.
-Yok canım. Hayatımızın saçmalıklarından biridir o attığım imza. Büyük bir firmaydı, piyasa işi istiyorlardı. Kontrol altına almak istediler bizi. Onun için piyasada aranjörlük yapacak tiplerden birine vereceklerdi. Kral Tv'dekiler gibi düşünen insanlar bunlar. Bizim kayıtları dinlediler, siz şarkıyı bitirmesini bilmiyorsunuz dediler. Amaç şarkıyı değiştirmek. Kayıt yapmak sunmak demektir, tamam mı? Mermer sunakta bir koyunun başını kesmekle bir prensesin başını kesmek arasında hiçbir fark yoktur. Ama bir lağım ağzında kesilmiş kelleyle, mermer sunakta kesilmiş kelle arasında fark vardır. Nettir. Askere gönüllü giden ile gitmeyen gibi. Askere istemediği için giden ve gönüllü giden adam arasındaki geçiş öğeleri de, eylemleri de farklı olacaktır.

Piyasaya karşı duruyorsunuz.
-Her şeyin bu kadar piyasa olduğu yerde nasıl piyasaya karşı duracaksın. Yani sadece müzik yaparken mi piyasaya karşı durulabilir... Her an ve her yerde piyasaya karşı durmak gerekmiyor mu? O oluşum, sömürüyü destekleyen işlerdir zaten. Daha fazla piyasalaşmak istiyor muyuz, onu konuşalım mesela.

Peki konuşalım.
-Daha da mı piyasalaşmak istiyoruz? Biz azdık mı yani? O kadar çok mu istiyoruz? Neler verilecek karşılığında?

Tamam bunları konuşalım, karşı duruşunuzu!
-Karşı duruşumuz net değil. İnsan duruşu yani...

Memnuniyetsizlik söz konusu...
-Karamsarlık da var. Oturmuşuz buraya, ihtiyarlar heyeti gibi düşünüyoruz. Neden? Müzikten hayatı kazanmak derler ya, müzik her an duyulan bir şey. Herkesin mecburen dinlemek zorunda bırakıldığı bir sürü sesle berabersin zaten yaşantında. İzole olursan korkunçlaşır, başka bir şey yaparsan, kafanda biraz kurguya girersen... Pollyanacılık oynamıyorum, başka bir şey de oynamıyorum. Şunu oynayabilirim, şunu oynamayabilirim; oyuna katılmakla katılmamak arasında. Siyahla beyaz arasında. Dışarıda kaç kişi silahla geziyor biliyor musun? Hele Beyoğlu'nda geceleri. Hem de ekiplere rağmen. Bu, buranın ahlakı olmuş. Siz geceleri Beyoğlu'na çıkıyor musunuz?

Tek başıma ürkerim.
-Biz geceleri genelde hep orada oluyoruz.

Pasif bir tavır hissediyorum sizde.
-Sana öyle geliyor. Öyle azgın adamlar var ki bu piyasada. Kaset teklif ediyorlar. 250 bin dolar ne kadar ediyor biliyor musun?

Hiç anlamam... -
Şimdi sana biri gelse, sadece şu sesi çıkarıyorsun diye 250 bin dolar teklif etse! (O arada o sesi çıkarıyor ve şarkıyı muhteşem söylüyor.) Neşet Ertaş mesela "gönül dağı var mı sana zararım" diyor şarkısında. Aslında en doğrusu şu anki halimiz. Yaşamlarımızda evet sürünüyoruz, acı çekiyoruz, sopa yiyoruz, bu doğru, küfür ediyorlar arkamızdan. Dedikleri kadar pisliğiz aslında, doğru yani. Daha ne bekliyoruz? Ülkede yakın zamana kadar savaş vardı. Doğu kimlikli insanlar paketleniyordu, biz de aşağıya, Dolapdere'ye inmek zorunda kalıyorduk. İnsanların acılarını, diğer müzisyenlerin acılarını kavradıktan sonra buradaki neon ışıklı kocaman cadde aslında kimisi için K. İskender'in veya Büyük İskender'in yürüdüğü yol, kimisi için Zeus tapınağına çıkan yol... aslında söylemek istediğimi söyleyemiyorum, deminden beri saçmalıyorum; önemli olan oradaki sounddur. İstanbul'dan bir sound çıkarmakla meşgulüm. Taşı sıkıp suyunu çıkaracak delikanlılarız.

İyi müzisyenlersiniz, bir çok insan da sizi dilden dile dolaştırıyor.
-Ne diyorlar? Arızalı mı diyorlar bizim için?

Arızalı mısınız bilemem, ama ben sizi sırtına eyer vurdurmayan atlara benzetiyorum. Yabanisiniz, evcilleşmiyorsunuz...
-Bu batıyor değil mi insanlara, açık açık söylesene. (Bu arada Dede Murat lafa giriyor) İkimizin de çocukluğunun geçtiği yerler birbirine benzer.

Neresi?
Dede Murat: Elazığ ile Tunceli arasında geçti çocukluğum.
Bizon: Benim de Kerem Ali dağlarının yanında. Eskişehir, Adapazarı arasında. Toprağa yakındık.

Tarzınız da aşık deyişleri, türkülerle süslenmiş.
Bizon: Biz şehir kültürüne uymak için bu müziği yapmıyoruz. Kentsoylular için olabilir, ama sonradan şehre gelmiş, arada kalmış o yozluk için değil yani. Ben belimde silah taşımam.

Siz dönem dönem evlerde, dönem dönem de sokaklarda yaşıyorsunuz.
-Evler patlıyor.

Nasıl yani?
-Çok basit. Gelen giden çok olduğu için. Arada tinerci çocuklar da geliyordu. Bizim apartmanda çocuk tiner çekmez ki! Oraya bilgisayar öğrenmeye geliyordu bazı çocuklar. Devrim öğretiyordu bilgisayarı, öyle bir kavradı ki çocuk, hayran hayran bakıyorduk ona. Bu, yapımcının bize kiraladığı evde oldu. Yapımcı bunu duyunca, "artık kiranızı ödemiyorum" dedi. Dışarıda kar yağıyordu. Ufacık çocuklardan söz ediyoruz, on iki yaşlarında, herkesin tırstığı. Onlar tecavüz edemez, çünkü zaten onların pipileri büyümüyor. Öyle bir durum var. Küçük çocuklar daha çabuk batıyor. Duygusal anlarımızın kırılması gibi.

Barlarda da olay çıkarıyormuşsunuz. Havada sandalye, masa falan uçuşuyormuş.
-Bodyguard arkadaşını döverse ne yaparsın? Şu Türkiye'deki erkeklerin ırza geçilme korkusu vardır ya. Çok net söyleyeceğim, bu korku yüzünden ırza geçer. Bu korkuyu da açık açık konuşamazlar. Haydar Dümen'in ağzına yakışır aslında bu. Onun söyleyebileceği bir şey. O aptal programlara çıkıp o aptal konuşmaları yapacağına arada bir şunları söyleyebilse.

Sokakta yaşamak tehlikeli değil mi? Yoksa siz mi daha tehlikelisiniz?
-Bir akşam bir olay olmuştu. Tehlike konusunda, keşke sana anlatabilseydim, ya da filmini çekebilseydim; tehlike nedir, ne anlama gelir? Ya da tehlike anında antrakta çıkmak ne demektir.

Sonuçta tehlikeyi yaratan yine insanın kendisi değil mi? Bazen en masum insan bile kendini korumaya çalışırken karşısındakinden daha tehlikeli olabilir.
-Doğru, ben bunu en iyi uyuşturucu kullananlarda gördüm, anladın mı? Kimyasal maddeleri kullananlarda olabilir, tiner kullananlarda... İnsanların yüzüne dikkatli bakıyor musun? Gözlerinin içindeki ışıklara bakmak lazım. Hayatta da böyle oluyor aslında. Bunları kaydediyor musun bilmiyorum ama aralarda, geçişlerde tınılar atlıyor mesela, hemfikir olduğumuz zaman duruyoruz (uzun bir süre susarak duruyor).

Mekanınız hep Beyoğlu mu?
-Yok, nerede olduğumuzu bilmiyoruz aslında. Plan proje yok. Yani plan projeden geçtik biz artık. Hayatını kurtarmaya çalışan bir sürü insanın içersinde sorumluluk duygusu var. Benim çocuğum olsaydı böyle düşünemezdim herhalde. Öte yandan, açık bir önerme bu. Yani iddia makamı değil. Radyo programı gibi röportaj yap aslında, eğer müzisyenlerle yapıyorsan. Masa başında çay içerek röportaj yapıyoruz... (Dede Murat'a dönerek Şu yağmur da başlamadı gitti. Birazdan başlar ama. Yağmur başlasa da işçiler dinlense. Senle karşılaşmadan önce işçiler iskele kuruyordu, biz de onlara bakıyorduk. İşimiz oydu yani. Şimdi aklıma onlar geldi. Birazdan biz senle röportaj yapacağız. Hep öyle oluyor.

Temkinliyim size karşı.
-Biz iç çamaşırıyla da dolaşıyoruz; ama kimseye durup dururken bir şey yapmayız. Çay içip duruyoruz, kahve yok mu? (birazdan kahve geldiğinde şaşırıyor) Keşke bizim kadınlarımızdan biri de burada olsaydı, tamam mı, onlarla da böyle iletişim kurabilirdin. Şarkı söyleyen kadınlara dikkat ettin mi hiç? Patti Smith dinledin mi?

Evet. Şu kaybetme duygusundan söz etsek.
-Bu ülkede kaybetmekten çok, kaybolanlar var.

Şiir yazdığını duymuştum. O şiirlerle nereye ulaşmaya hedefliyorsun?
-Evet, Öküz'ün son zamanlarında, oradaki hiyerarşi dostluğa dönüştüğünde - biz uzaktan izliyorduk- aslında nedenini anlamıyorum, izlediklerini yazan insanların oluşturdukları otonomlar - tam otonom diyebilir miyiz bilmiyorum- bunlar izlenmeyebileceklerini ya da gerçekten başka bir tarafından algılanabildiklerini net olarak hissettiklerinde nereye kaçarlar? Yani Tanrı sen ne yaparsın destin olandan kırılıp dökülünce. Sanırım Rilke'nin bir dizesiydi. Çok emin değilim ama, onun yazmış olabileceğini algılıyorum.

Niye daha çok insana ulaşma kaygınız yok?
-Öyle bir kaygımızın olmaması çok doğal. Bizim ne yaptığımızı biliyor musun? Tek doğru biz değiliz. Arada dikkat et radyo programlarına, özellikle fm kanalına. Alt frekanslar veriyorlar. Sesle ilgilenirsen eğer, sesi duyma eşitleri ile ilgilenmiş oluyorsun. Bilmesen bile matematiğe bulaşıyorsun. Bu durumda seslerin matematiğine, fiziğine aktığında seslerin frekanslarını duyacaksın. Duymama şansın yok. Bunu bilinçli olarak yapıyorlar aygıtlarıyla. Müzik üretimini dışında Passengers'ın Panoroması gerçek oldu belki de. John Carpınter'ın filmi. Filmlerindeki kahramanlarına bakarsan o da pislik bir adam aslında. Sen pislik yapabilirsin diyor. Yapamaz mısın? Ben yapabilirim, hepimiz birilerine, mesela alt komşumuza yapabiliriz mesajı var. Neler duydunuz bizim için, onu duyalım.

Pek çok şey de denilebilir, ya da hiçbir şey.
-Bizi hizaya getiremediklerinden söz etmiştin ya. Solcu mal sahiplerinden nefret eden ayılarız biz. Solcu kafasının kırılamadığı, yeni modern bir şey ararken dogma haline dönüşenlerden nefret etmeye başlamak üzereyiz galiba.

Nerdeyse şarkı söyleyeceksiniz.
-Nerdeyse...

Kaç demonuz var.
-Bilmiyorum. Aslında her kayıt bizim için dinlenecek bir şey oluyor. Aslında demo dinlenecek bir şey mi bilmiyorum. Albüm dinlenecek daha iyi bir şey mi onu hiç bilmiyorum. Harbiden de iyi müzik var, kötü müzik var. Aklıma takıldı, şimdilerde bireyin üzerinde duruyorlar ya. Çıkan son kitaplara bak, bireyi parçalıyorlar. Alt kültür arayışı aslında, alt kültürün var olduğunu zaten görmeyenlerin arayacağı bir şey. Neyle ilgili örnek vermek istersen ver, ama örneklerle anlatmak biraz harakiri gibi. Yaşamdan söz etmek zor iş. Sen neden zevk alırsın?

Yazmaktan...
-Çok hoştur ya! Resim yapmak gibidir. Coşa coşa, patlaya patlaya yazar insan. Zor sizin işiniz, çok zor! Birileriyle röportaj yapacaksanız, onlar da atıp tutacak. Ki atma tutmanın dışında bir dizi iyi sohbetler lazım. Dayanılmaz sohbetler! Bir sohbeti veya konuşmayı bir müzik gibi dinlemek, ya da başlatabilmek. Siz caz dinliyor musunuz?

Evet dinlerim..-Peki John Cage'in cazı aşağılayan makalelerini biliyor musunuz?

Bilmiyorum...
-Neden böyle bir tavır aldığını algılayabiliyor musunuz?

Ben sorayım, neden?

-Öyle düşünüyorum. Böyle bir tavra girmesi de iyi. Başka bir manada şüphe oluşturuyor. Aslında kalıplaşmış şeylerden rahatsız. Kalıplaşan şeyleri bir kalıba döktüğün an, kalıp olur. Daha önce ramakçıda çalışmıştım, ramakçının işi potalarda olur. Potalarda altın olur tamam mı, onu ayıklarsın. Sana toz halinde gelir, bir sürü işlemden geçirirsin, en sonunda yapılan işlem şöyledir: Çok yüksek ısıda ateş verirsin ve ateşte toplanır altın. Bir sürü materyal kullanılır o arada. Altının ateşin kendisi olması ilginçtir, semah dönmek gibidir.
Üye Yorumu (2)RSS feed Yorum
Üye Oyları
   (0 Oylama)

Yazan: headache
05-09-2008 19:48,
 
sürgün
 
 

Yazan: headache
05-09-2008 19:54,
 
sürgün
sevdiğim için insan onurunu  
şimdi çok uzaktayım senden 
sürgün diyorlar adıma adıma.. 
çaldıkları için düşlerimi benden  
sürgün diyorlar adımaa.. 
bir yanım göçebe şimdi 
bir yanım sıla.. 
çaldıkları için düşlerimi benden  
sürgün diyorlar adıma adıma adımaa...
 
 
Sadece kayitli kullanicilar bir Makaleyi yorumlayabilir. Lütfen ücretsiz üye olun veya giriş yapın.
 
< Önceki   Sonraki >

Yazar Bilgileri
Üye Adı : pera
Nerden : istanbul
Beğeni : 2028
Yazarın : Profili
Yazara : Mail At
Yazar İmzası
denedim.soğuk sular dökünüp fırladım sokaklara..sorular sordum nice kara sıfatları üstüme alaraktan işte boynum, ağzım şehvet yalaklarında çarpıştım, and içip ayna kırdım..doğadan bir vahiy bekledimse boşuna baktım akşam herkesin kabul ettiği kadar akşamdı hiç bir meşru yanı kalmamıştı hayatımın...
Bu Yazarın Son Yazıları
Umay Umay - Orospu Kırmızı
Halil Cibran
Adnan Gerger - Mühür İle Zaman
Hastane Önünde İncir Ağacı
Genç Werther'in Acıları
Hey On Beşli
Ruhi Su
Siya Siyabend
Karacaoğlan
Oğuz Aral


Sitemize sizde yazı ekleyerek katkıda bulunun..

Sözlüğümüze sizde kelime ekleyerek katkıda bulunun..

Kendi sayfalarınızı oluşturun..

Sitemizde detaylı arama yapın..

Forum için kişisel ayarlarınızı yapın..

Profilinize kendi resminizi ekleyin..

Özel mesajlarınıza bakın..

Sitemize Link Ekle

Üye Listemiz..

Sitemizi sık kullandıklarınıza ekleyin
Bu Yazının Okunma Sayısı: 212
Title Siya Siyabend  Nedir ? Siya Siyabend nedir, Siya Siyabend nedir, Siya Siyabend kimdir, Siya Siyabend ne demek, Siya Siyabend hakkında bilgi, Siya Siyabend anlamı nedir, Siya Siyabend tanımı, Siya Siyabend örneği, Siya Siyabend nerede, Siya Siyabend türleri, Siya Siyabend ne zaman, Siya Siyabend çeşitleri ???
Etiketleri : Siya Siyabend | doğaçlama müzik | semahlar | deyişler | Pir Sultan Abdal | Hayyam | Aşık Veysel | Neşet Ertaş | J. Coltrain | R&Blues | R.Shankar | Tanburi Cemil Bey | Ali Ufku Bey
Kategori : Müzik Sanatçıları ve Gruplar
Bölüm : Sanat