Osmanlı'da Hamam Kültürü Yazdır E-posta

Image

 

 

OSMANLI’DA HAMAM

 

 

 

600 yıl gibi uzun bir zaman hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu geride pek çok yapı, eser, ve tartışma konusu bırakarak, Türkiye Cumhuriyeti'nin 20. Yüzyıl başlarında kurulması ile tarihe karıştı. Ancak bugün de, tıpkı gücünün ve görkeminin doruklarında olduğu dönemlerdeki gibi, siyasi sisteminden sosyal hayatına kadar pek çok konuda ilgimizi çekmeye devam ediyor.


Ülkemizi ziyaret eden veya Türklerle ilgili az çok Bilgi sahibi olan yabancılara "Türkiye" veya "Osmanlı" deyince akıllarına ilk olarak neyin geldi
ği sorulsa, verilecek cevapların büyük çoğunluğunun "Türk Hamamı" olması gayet muhtemeldir. Bugün artık sayıları parmakla sayılacak kadar azalmış hamamlar ve genelde turistleri eğlendirmek amacıyla tur programlarına ilave edilen hamam ziyaretleri, yüzyıllarca Osmanlı ve dolayısıyla Türk Kültürünün en önemli ve renkli ögelerinden biri olarak varolmuştur.


Türk Hamamının tarihine bakıldı
ğında, öncelikle belirtilmesi gereken şey, Türkiye'deki pek çok şey gibi, hamamların da saf "Türk" olmayıp, sadece erken dönem Yunan ve Roma örneklerinden kopyalanmış ya da yeniden inşa edilmiş eski Bizans hamamları olduklarıdır. Ancak denebilirki, hamamların sadece temizlik amacının dışında, sosyal hayatın "olmazsa olmaz" bir parçası haline gelmesi Osmanlılar sayesindedir. Sosyal hayatta, görünürde islami kuralların hüküm sürdüğü, son derece kapalı bir toplumun, zevk ve eğlencenin zaman içinde her çeşidini yaşadığı, günümüzdeki kafeterya ve barların belkide Evrim öncesi halidir hamamlar.


Hamam konusu gerçekten ilginç bir konudur; çünkü Türk Hamamının tarihi, Do
ğu ve Batı karışımının tarihçesidir. Milyonlarca insanın günlük yaşamının bir parçasını oluşturan bu kurumda sadece Sanat ve mimarinin, sıradan insanların davranışları, gelenekleri, zevkleri ve nefretlerinin gelişimini değil, ulusların da yükseliş ve yıkılışları, imparatorlukların doğuşu ve çürüyüşünü de görmek mümkündür.

 

Osmanlılar, İstanbul'u maddi anlamda fethetmişler, ama Roma'dan devraldığı zengin mirasın etkilerini yansıtan Bizans da, diğer pek çok şeyi gibi, hamamlarıyla Osmanlıları fethetmiştir. İstanbul Fatihi 2. Mehmet de şehirdeki bu güzelliklerden o denli derin etkilenmiştir ki, fetih sonrası, İslam hukukuna göre kendisi teslim olmayan ve sonunda ele geçirilen şehirler için öngörülen "yağma" cezasını istemeyerek ve artık günlerce savaşmaktan sinirleri bozulmuş askerlerinin tehditleri neticesinde vermek zorunda kalmıştır. Yine de şehrin bir kısmını kendisi için ayırarak, bu yağmadan kurtarmayı başarabilmiştir. Daha sonra, eski temellerin bazıları yeniden kullanılmış ve yıkıntılardan çıkarılan malzemelerin bir çoğu yeni yapılarda kullanılmıştır. Ancak Bizans'tan geriye kalanlar arasında en fazla benimsenen yapının hamamlar olduğu kesindir.



İmparatorluğun en görkemli döneminde, şehrin her mahallesinde sıcak ve soğuk banyoları, çeşmeleri, kubbeli mermer odalarıyla, haftanın belirtli günlerinde de sadece kadınlara açık olan bir hamam mutlaka bulunurdu. Mübalağayı seven Evliya çelebi'nin aktardığına göre, 17. Yüzyılda İstanbul'da 4 bin 536 özel hamam ve 300 adet halka açık hamam bulunuyordu. Hamam'ın Osmanlı kültüründeki yeri ve önemi göz önüne alındığında, belki özellikle bu konuda Evliya Çelebi'nin verdiği rakamlara inanmak yerinde olacaktır. Ancak özel banyo kültürünün gelişmesiyle, halka açık hamamların sayısı sonraları giderek azalmış olup, 19. Yüzyılın sonlarına gelindiğinde sadece 130 kadarı kalmıştır.


Hamamların Osmanlı Kültüründe bu denli önemli bir yer tutmasının en temel nedeni din'di. Kur'an'a göre temizlik dindarlı
ğın önemli değil, "asli" bir parçasıydı. Bu mermer tapınaklar banyo, masaj ve sohbetten oluşan bir toplumsal yaşamın ortaya çıkmasını sağlıyordu. Arkadaşlık ve kısmet bulma arzusu da hamama gidilmesinde sağlık ve din kadar önemli yer tutardı. Zira, özellikle kapalı kapılar ardında yaşamını sürdürmek zorunda olan Osmanlı kadınının sosyalleşebildiği tek yer burasıydı. Varlıklı kadınlar bile evlerinde özel hamamları bulunmasına rağmen, haftada en az bir kez mahalle hamamına giderlerdi.


Hamama, havlu, fırça, kına, sürme, bir kalıp Girit sabunu ve sedef kakmalı nalınlarıyla beraber ve hizmetkarlar e
şliğinde gidilirdi. Bu törensel hazırlık, hamamda bir kaç saatin değil, neredeyse bir günün geçirilmesinden kaynaklanıyordu.


Hamam ziyaretleri zamanla temizlik amacının yanında,yiyecek malzemelerinin ve evcil hayvanların da getirildi
ği, dostların, müzisyenlerin, Dansözlerin davet edildiği alemler halini aldı. Kadınlar banyo ve masajın ardından, üzerlerinde keten çamaşırlarından başka birşey olmaksızın, kaşlarını alır, saçlarına -bazen el ve ayaklarına- kına yakarlar ve ağda yaparlardı.

 

Kaynaklardan, Avrupalıların Osmanlılar ve Hamamla ilgili en çok ilgilerini çeken konulardan birinin "tüylerin alınması" olduğu anlaşılıyor. Öyleki o dönemlerde batılı yazarların Osmanlılarla ilgili kaleme aldıkları eserlerin çoğunda bu konudan "detaylı" olarak bahsedilmiştir.



Sünni Türklerin de mensubu oldu
ğu Hanefi mezhebi, bedenin bütün bölümlerinin (artık aklınıza neresi geliyorsa!!!) tüyden arındırılmasını öngördüğü için, kadınların her hamam ziyaretlerinde şekerden yaptıkları ağdalar ve bilimum tüy dökücü bitkiler eşliğinde bu operasyonu yapmaları kaçınılmazdı. Erkekler ise jilet ve tüyleri döken merhemler kullanmayı kullanmayı tercih ediyorlardı (bu merhem kitaplarda "Rusma" olarak geçiyor. Merhemin hazırlama ve uygulama reçetelerinde anlatılanlar ile kullanımına ilişkin "özel" uyarılar, karışımın içinde "Arsenik" bulunmasından kaynaklanmaktadır). Gerçekten de o günlerde tüylerden kurtulma işlemi müslüman kadın ve erkekler için, modern dünyada olduğundan çok daha fazla önemliydi. Bu işlemler ve masaj, özellikle kadınlar arasında, başka bir kadın cariye tarafından yapılırdı. Doğal olarak bu şekildeki yakınlaşma bir çok defa hemcinsler arasında ilişkiler doğduğuna dair söylentilere yol açmıştır. Bu nedenle hiçbir erkek, eğer karısının "temiz ve iffetli" kalmasını istiyorsa, onun çeşitli skandallarla çalkalanan halka açık hamamlara gitmesine gönüllü değildi. Ancak kendi evinde bir tane yaptırmadığı sürece, hem dini anlamda hem de temizlik nedeniyle, kadının hamama gitmesine engel olması mümkün değildi. Bu durumda herkesin hamama gitmesi için en az iki sebebi bulunuyordu: ilk olarak, temizlenmeden camiye gidemezler ve namaz kılamazlar. İkinci sebep ise kadınların hayatını biraz olsun çekilir hale getirmektedir: hamam ziyaretleri evden dışarı çıkmak için iyi bir mazerettir! "Ben hamama gidiyorum" deyip, başka yerlere giden kadınların ve bunun sonucunda yaşanan aile kavgalarının sayısı epey fazla olmuştur.

 

 

Hamamın aynı zamanda bir kısmet bulma mekanı olduğunu belirtmiştik. Anneler hamamda gevşedikten sonra, oğulları için eş-dost arasında münasip bir kız olup olmadığını sormaya ya da etrafta çıplak olarak yıkanan, aslında bunu biraz da kendi kısmetlerini yaratmak için yapan, genç kızları süzmeye başlarlardı. Evlilik merasiminden önce gidilen "düğün hamamları" nda yaşınılanlar ise gerçekten de günümüzün çılgın bekarlığa veda partileri ile yarışabilirdi.



Yabancı bir yazarın hamamda geçirdi
ği saatlarin sonunda yaptığı yorum, bu yazı için en güzel sonu oluşturuyor: "…ve şimdi sırada hamam sefasının ödül kısmı var. Vücudun tatmin hissi, temizlik ve ölümlünün vücudundan fışkıran tazelik duygusu ruhumu sonsuzluğa yükseltiyor. Sofamda bir kral gibi uzanıyorum ve gerçek şark usulü ile ellerimi çırpıp, sigara ve kahve istiyorum. Acılar ve denemeler unutulmuş, sigara dumanım yukarıya doğru kıvrılırken, bu modern kurbanın dumanlarının, görkemli evinin eteklerinde yattığım Olimposlu Zeus'a ulaşacağını tahmin ediyorum."


Kaynaklar:
Konstantinopolis - Philip Mansel
Harem - N.M. Penzer
   
Bu Yazıyı Favori Listenize Ekleyin

Okuyucu yorumları  
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (1 Oylama)

 

Yorum Sayısı: 1 / 1

emeğinize sağlık

Yazan:: semizotu Tarih: 24-03-2008 16:59

yeni keşfettiğim sitenizde nereye göz atsam sizin yazılarınız denk geldi. Teşekkür eder,çalışmalarınızda başarılar dilerim

 

Yorum Sayısı: 1 / 1



Yorumunuzu ekleyin
Sadece kayitli kullanicilar bir Makaleyi yorumlayabilir. Lütfen ücretsiz üye olun veya giriş yapın.
 
< Önceki   Sonraki >

Yazar Bilgileri
Üye Adı : ela
Nerden : .
Beğeni : 2332
Yazarın : Profili
Yazara : Mail At
Yazar İmzası
eteklerim upuzun bir geçmişin çalılarına takılıyor. dişi düşlerden irkilerek uyanıyorum. sırılsıklam bir şimdiden kıl payı kurtulan bir sonra oluyorum. anları arıtıyorum güçlükle. ellerim salt biçimsizlik. dilim kendine sönen sabun kekreliği. ben buna 'katarsis' diyorum: zamanın ve yok saymanın, gözden kaçırmanın ve ayrıntının benzerliğinde 'bilgi' büsbütün bellek tortusu. kendimi bilmeyi öğreniyorum!
Bu Yazarın Son Yazıları
Erekte Şiir Manifestosu
André Breton
Yenibütün Şiir Manifestosu
Soylu Yenilikçi Şiir Manifestosu
Somut Şiir Manifestosu
Parçalı Ham Manifesto
Fecr-i Ati Encümen-i Edebisi Beyannamesi
Manifesto
Dünyalı
Suskunlar
Siteye yazı gönder..  Sözlüğe terim ekle..  Kendi sayfalarınızı oluşturun..  Bize Ulaşın..   Sitede arama yap..   Forum ayarlarınız..  Profil ayarlarınız. Resim Yükle  Özel mesajlarınız..  Siteye link ekle..   Siteye üye ol..   Bu siteyi anasayfan yap..  Bu siteyi favorilerinize ekleyin..
Bu Yazının Okunma Sayısı: 5634
Osmanlı'da Hamam Kültürü  Nedir ? Osmanlı'da Hamam Kültürü nedir, Osmanlı'da Hamam Kültürü nedir, Osmanlı'da Hamam Kültürü kimdir, Osmanlı'da Hamam Kültürü ne demek, Osmanlı'da Hamam Kültürü hakkında bilgi, Osmanlı'da Hamam Kültürü anlamı nedir, Osmanlı'da Hamam Kültürü tanımı, Osmanlı'da Hamam Kültürü örneği, Osmanlı'da Hamam Kültürü nerede, Osmanlı'da Hamam Kültürü türleri, Osmanlı'da Hamam Kültürü ne zaman ???
Etiketleri : Osmanlı imparatorluğu | Hamam