| Jacques Louis David |
|
|
4. ESERİN MORFOLOJİ, İKONOGRAFİ VE İKONOLOJİSİ:
4.1. Eserin Morfolojisi ve İkonografisi:
Jacques Louis David, "Horatius Kardeşlerin Yemini" adlı resmini 1784 tarihinde tuval üzerine yağlıboya tekniğinde yapmıştır. Eser, şimd Paris'te Louvre müzesinde bulunmaktadır ve 330 x 423 cm. ebadındadır.

Bu tablo, David'e, Corneille'in "Horace" adlı oyununun Paris'teki sahnelenişinden esinlenilerek, kralın isteğiyle Güzel Sanatlar Bakanlığı için sipariş edilmiştir. Yani, hem kraliyetin üst sınıfları hem de hükümet tarafından kabul görmüştür. Böylesine önemli bir sipariş alan David, eşi ve yardımcı ressamlarıyla birlikte Roma'daki atölyesine dönmüştür. Resmi bitirir bitirmez ilk kez, Roma'daki atölyesinde sergileyen David, o sırada henüz 36 yaşında bulunuyordu. Eserini görmeye gelenler arasında: Vien, Johann Heinrich Wilhelm Tischbein, Angelika Kaufmann ve Battoni gibi Roma sanat dünyasında saygı duyulan sanatçılar da mevcuttu. David'in resmi, büyük bir ilgiyle karşılanmış ve övgüye değer bulunmuştu.
"Horatius Kardeşlerin Yemini", ikinci kez, Paris'te 1785 yılında sergilenmiştir. Her ne kadar sipariş sahipleri, bu resimle Corneille'in oyunu arasında kurulan bağı tam olarak görememişlerse de, bu durum, yapıtın büyük bir başarı kazanmasını engellememişti. Zaten David'e bu resim için o zamanlar bir servet anlamına gelen bir meblağın (altı bin lira) ödendiğini bilmemiz bunu kanıtlamaktadır. Böylece David, 1784'de Krallık Resim Akademisi'ne üye seçilmesiyle yakaladığı saygınlığı, ertesi yılın resim sergisinde yer alan bu yapıtıyla perçinlemiş oluyordu.
David'in bu resminin, onsekizinci yüzyılın en muhteşem eseri olduğu dahi öne sürülmüş ve sanatçı, devrimci nitelikteki bir başkaldırının sanat planındaki temsilcisi olarak kabul görmeye başlamıştır. Yapıt, klâsik idealin dünyadaki en güzel temsilcisi olarak da nitelendirilmiştir. Aslında, zaman zaman, klâsik anlayışın tutuculukla ilişkisinden söz edilirse de bu yapıt: "gerçekleştirilebilen en cesur ve ilerici atılım" olarak değer kazanmıştır.
David'in bu eseri, aynı zamanda da büyük bir olay yaratarak, Neo-klâsisizm teriminin henüz kullanılmadığı bir sürecin yeni bir sanatsal canlanışının temsilcisi haline gelmiştir. Dönemin Akademi müdürü Pierre'in pramidal grafik düzenden saptığı için bu eseri: "iyi beğeniye yapılan bir saldırı" olarak nitelendirilişi de David'in tarzının, süreci içindeki, yepyeni ve cesur bir atılım olduğunun kanıtıdır.
Kompozisyonda: Alba ile savaşan Roma'nın zaferini sağlayabilmek için canlarını seve seve feda etmeye hazırlanan Horatius Kardeşlerin babalarına yemin ettikleri an görselleştirilmiştir. Baba ile Horatius kardeşler aynı hat üstünde resmedilmişlerdir. Bu cesur kardeşlere, babaları tarafından kılıçları verilerek, tören gerçekleştirilmekte ve sağ arka planda resmedilen anne, çocuklar ve kızkardeşler de ayrı bir grup teşkil etmektedir. Kompozisyonun ilgi odağını: "babanın oğullarına kılıçları verme eylemi" teşkil etmektedir. Yani, bir baba, çocuklarını vatan uğruna şehit olmaya teşvik etmektedir. Sol ön planda yer alan ve âdeta bir tiyatro sahnesinde rol yapıyormuşçasına kompozisyona yerleştiren Horatius Kardeşler, yalın şema içinde hemen dikkati çekerler. Bu üçüz kardeşin vücut hatları, vücut üyelerinin hareketleri, elbise kıvrımları istenilen etkiyi sağlamak amacıyla resmedilmiştir. Aynı şekilde babanın vücudundaki ideal oranlar ve jest, arka plandaki figürlerin resmedilişindeki idealleştirme klâsisizmin temel yaklaşımını ortaya koymaktadır.

Kompozisyonun mekân anlayışının yalınlığı, arka plân derinliğindeki sütunlu ve kemerli fon görüntüsü, esere tam bir ciddiyet atmosferi sağlamakta ve izleyiciyi Roma dünyasına bağlamaktadır. Horatius Kardeşler, vakur edalarıyla âdeta, sahnede kendini vatanı uğruna feda etmeye hazırlanan kahraman rolü oynayan oyuncuları hatırlatırlar. Aynı durum, jestleriyle ve ifadesiyle tam bir vatansever olduğunu ve bu uğurda bile bile kendini ve evlâtlarını feda etmekten kaçınmayacağını ve bundan şeref duyacağını vurgulamaya çalışan babada da görülmektedir.
Kompozisyona giren her şey ressamın denetimi altındadır. David'in klâsisizmi, çizgisel kompozisyon ve desen anlayışına da etkin bir değer vermekte olup, sağlam ve mükemmel bir estetik yaklaşım tüm detaylara sinmektedir. Aklın denetimindeki açık, yalın ve kesin sonuçlara ulaşan aktarım gücü bu estetiğin temelini teşkil eder. Kompozisyondaki yalınlık, anlatımın daha da yoğunlaşmasına yardımcı olmakta; gereksiz süslemeler, abartılı ifade ve aktarımlar devre dışı bırakıldığından konu tüm ciddiyetiyle vurgulanmaktadır.
David'in bu şaheserde sergilediği üslûp özellikleri öylesine bir uyum içindedir ki, sanatsal açıdan her şey âdeta yerli yerini bulmuştur: ağırbaşlılık, yalınlık, simgesellik, didaktik bir ahlâksallık, figürlerin heykelleri andıran anıtsallığına ve ifadeye katkıda bulunan açık-koyu kontrastlar, koyu ve donuk renk armonisi, ışığın denetim altında ve istenilen etkiyi sağlamak amacıyla kullanımı (hem kompozisyon bütünlüğüne hem de ifadeye güçlü katkı yapmak üzere istenilen yerlere düşürülen berrak ışık), çizgilere (konturlara) önem veren kompozisyon ve sağlam desen anlayışı, klâsik anatomiye hâkimiyet ve tüm diğer teknik uygulamalar...
Bu başyapıtın doğallıktan uzak olduğu yolunda bazı değerlendirmeler yapılmışsa da, unutulmaması gereken bir şey vardır ki: O da, bu eserde doğallıkla biçimsel disiplinin birbirinden ayrılmaz bir bütünlük oluşturacak şekilde kaynaşmış olduğu gerçeğidir. Dolayısıyla, tarafsız bir eleştiri ahlâkıyla yaklaşıldığında doğallığın olmadığını söylemek suretiyle yapıtı aşağılamaya kalkışmak bu temel gerçeği göz ardı etmek anlamına gelmektedir.
Kompozisyonda ele alınan konu ise: kaynağını Titus Livius (1:23-4)'tan almaktadır. Tarihsel bir olgu olarak da değerlendirildiği anlaşılan bu olayın; gerçekte çok eski bir inisiasyon mitosunun dönüştürümü olduğu daha akla uygun düşmektedir. Konu kısaca şöyledir:
Köylülerin bir kavgası Roma ve Alba arasında bir savaşa sebep olmuştur. Bu savaştaki can kaybını önlemek için Alba kralı, her iki ordunun en iyi savaşçılarının çarpışmasını önermiştir. Tesadüf eseri Horatii (Horatius/Horace:Horas) Kardeşler, Roma ordusunun; Curiatii (Curiatius/Curiace: Kuryas) Kardeşler de Alba ordusunun birbirinden ayırt edilemeyecek kadar cesur üçüz savaşçılarıdır. Bu kahraman askerler, dövüşmeye başlarlar ve iki Romalı ölür. Buna karşılık, Alba ordusunun üçüz askerlerinin her biri yaralanır. Yalnız kalan Romalı Horatius, önce kaçar, ancak sonra geri dönerek, bir Albalıyı öldürür. Romalıların coşkulu desteğiyle diğer Albalıyı, üçüncüsü yetişemeden saf dışı eder ve nihayet son Albalıya karşı da üstün gelir. Romalılar zafer kazanan yiğit Horatius'u çılgınca alkışlarlar. Bu esnada kızkardeşi onu karşılamaya gelir ve Horatius'un omzunda Curiatii'lerden olan nişanlısı Curiatius'un pelerinini görünce gerçeği anlar ve yasa boğulur. Tüm Romalılar sevinç gösterileri yaparken; kız kardeşinin ölen Albalı nişanlısına ağlaması, Romalı kahramanı öfkelendirir ve Horatius, kılıcını kız kardeşine saplar ve şöyle der: "Düşmanına ağlayacak her Romalı kız işte böyle ölmeli!" Bu cinayet dolayısıyla Horatius yargılanır. Babası onu, Roma'ya zafer kazandırdığı gerekçesiyle savunur. Romalılar da ona hak verirler. Ancak, babası gene de ona sembolik bir ceza vererek: boyundan alçak bir engelin altından geçmesini ister ve böylece başını eğmeye mecbur bırakır.
Bu olayın anlatımında yatan gerçeklerden biri de yüksek bir ideal uğruna işlenen cinayete haklı bir gerekçe bulmak, hatta onu meşrulaştırmak düşüncesidir. Aynı zamanda, kahramanlıkla bağlantılı olan bu tema, 16.-17. yüzyıllarda İtalya'da ve Kuzey Avrupa'da karşımıza çıkar. David'in, onsekizinci yüzyılın Fransası'nın kritik tarihî sürecinde böyle bir temayı görselleştirmesi de son derece anlamlıdır. Üstelik, bu aktarıma en uygun estetik anlayışı kullanmış olması da eserinin haklı bir şöhrete ulaşmasına imkân tanımıştır.
Yapıtın, Yeni-klâsisizm'in en üstün örneği olarak gösterilmesinin altında yatan sebeplerden biri de: ihtilâlin ideolojisini, anlam ve gerçeğini en etkili şekilde üslûplaştırmasıdır. Bu eserde, "sanat toplum içindir" düşüncesi de en güçlü temsilcilerinden birini bulmuş olmaktadır. Buradaki biçim anlayışı, anlamı ortaya koyabilmek için tüm gücüyle haykırmakta ve yapıt, keskin ifadesiyle cumhuriyetçi politik değerlerin sanat yoluyla aktarılmasına militan bir ruhla aracılık etmektedir.
4.2. Eserin İkonolojisi:
Yapıt, Cumhuriyetçi Roma'ya gönderme yaparak, otoriter ve yurtsever ahlâk değerlerinin yeniden gündeme gelmesine aracılık etmektedir. Aynı zamanda da yozlaşmış aristokrasiye karşıt bir söylem içermektedir. Ancak, ihtilâl sürecinin vatanseverliğini oluşturan inanç ve düşünceleri Roma çağınınkilerle karışmamak gerekir. Çünkü, Fransa'nın mücadelesi ihtilâle karşı silaha başvuran komşu devletlerleydi ve bu durumda Roma dönemiyle ancak dolaylı bir bağ kurmak mümkündür. Zaten, Fransa'da bu süreçte: Roma devrinin giysileri ve Romalıların vatanseverliği moda halini almıştı. Kahramanlık ve şövalyelik ruhu da daima canlı tutulmaktaydı.

Bu şaheser, bize ait olduğu tarihî süreçten bir kesit aktararak, Fransız ihtilâlinin ideolojisine anlam ve gerçeğine de ışık tutmaktadır. Mekân anlayışı, konunun anlam ve değerine uygun ağırbaşlı ve ciddî bir atmosferi vurgularken; karanlık ve parlak ışık karşıtlığı da anlamsal dizgeye katılmaktadır. Vücutların anatomik yapısını ve jestleri vurgulayan ışık, kahramanların elbise kıvrımlarında ve silahlarda da parlamaktadır. Işık-gölge kullanımıyla âdeta yüce bir gayeye hizmet eden bir savaşın getireceği aydınlık ima edilmektedir. Baba ve kahraman kardeşler, sağlam bir şekilde yere basmakta ve aynı eksen üzerinde yer almaktadır. Bu kurgu da sağlam bir ideolojinin savunucusu olarak yorumlanan baba ve oğullarının, inanç ve düşünceleri uğruna gerektiğinde birlikte ölmekten kaçınmayacaklarının bir işaretedir. Kadınlar ve çocuklar grubu, sağ arka plâna alınarak, yemin töreni anında görselleştirilen erkeklerden ayırt edilmiştir. Böylece, anlam boyutuyla bağlantılı bir şekilde dramatik aktarımla ilişkilendirilmektedirler: Jest ve ifadeleri de erkeklerinkiyle tam bir zıtlık teşkil etmektedir. Bunlardan, nişanlısının ölümüne üzülecek olan kız kardeş de henüz başına geleceklerden habersiz bir hüzünlü sessizliğe büründürülmüştür. Kompozisyondaki tüm üslûp özellikleri ve teknik başarı yapıtın söylem gücünü kararlı bir şekilde doruğa çıkarmaktadır.

Ne var ki, klâsik anlayışa sıcak bakmayan eleştirmenler, kompozisyonda ussal bir tasarımın ağır bastığını ve ifadenin yapay kaldığını ileri sürmüşlerdir. Ancak, yapıtın iletmek istediği mesajı okuduğumuzda neden böyle bir üslûbun tercih edilmiş olduğunu hissetmemek mümkün değildir. Bu noktada, yüce değer ve duyguları etkili şekilde vurgulayan bir aktarım gücünü arzulayan David'in, yalın bir klâsisizmin dışında kalan bir başka üslûbun tartışılmaz idealleri, aklı ve gerçeği aktarmakta yetersiz kalabileceği endişesini yüreğinin ta derininde duyduğunu kabul etmek durumundayız. Zaten, Fransız ihtilâlinin sanat alanındaki temsilcisi durumuna gelen bu şahaser, gücünü: "kahramanlık", "vatanseverlik", "fedakârlık", "metanet", "yas" ve "yüce bir gaye uğruna haklı savaş" kavramlarını, yapıldığı yıllarda moda olan diğer üslûplarla değil; Yeni-klâsikçi ve klâsisizmi ayağa düşmekten kurtaran yeni bir yorumla vurgulanmasından almıştır. "İdeoloji, sanat ve gerçeklik" bu yapıtta iç içe geçmiştir. Bu yapıtla, ihtilâle beş (yıl) kala sıkıntılı bir sürecin siyasî idealleri, toplumla da bütünleştirilerek, anlam ve gerçeğini bulmuştur. Çünkü, tamamen veya daha çok duygularla yönlendirilen mücadeleler içtenlik, sıcaklık, incelik ve zarafet temeline ne kadar çok dayanırsa dayansınlar, zaman zaman insanları ve toplumları aklın ve gerçeğin ötesine itebilirler. Burada önemli olan nokta: aklın yitirilmemesi ve duygusal zayıflıklara insanı hedefinden saptıracak kadar kapılmamaktadır. Böyle bir temel gerçek söz konusu olduğunda da: "kahramanlık, fedâkârlık ve vatanseverlik" temalarının David'in elindeki yorumu karşısında durabilmek mümkün olmaz ve Horatius Kardeşlerin Yemini'nin ulaştığı konum, zaten bu durumun açık kanıtı olmuştur.

David'in eserinde bir bakıma: insanların duygularının esiri olabileceği, aklî denetimlerini yitirebileceği ve yüce inanç ve değerleri görmezden gelebileceği gerçeğinin de dolaylı yoldan altı çizilmiş olmaktadır. Yapıta kaynak teşkil eden antik konuda geçen Albalı nişanlısının ölümüne ağlayan kız kardeş, aklın ve gerçeğin uzağına düşmekten kendini kurtaramamış ve onun bu zafiyeti kendi felâketini hazırlamıştır.
Yeni bir estetik anlayış değerlendirilirken ve bu anlayışa bağlı bir sanat eseri incelenirken tarafsız bir bakış açısı her şeyin temelini teşkil etmektedir. Her yeni sanatsal eğilimin ve tabiatıyla da David'in Yeni-klâsisizmi'nin ait olduğu sürecin kendi gerçeği içinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Tarafsız eleştiri ahlâkıyla yola çıktığımızda sorulması gereken soru şudur: acaba sanatçı, yeteneğini, yaratıcı ve tutarlı bir aktarım gücüyle sergileyebilmiş midir? Böyle bir soruya, David'in burada ele aldığımız başyapıtından yola çıkarak verilecek cevap: sanatçının, tüm sanatsal birikimini, anlayışını başarıyla aktardığı ve vurgulanan temaya en uygun bir estetik yaklaşımın bütünlüğü içinde tüm yeteneğini ortaya koyduğudur. Böylece, David'in bu başyapıtıyla, iletmek istediği mesaja bağlı olarak, kendisine sipariş edilen konunun anlamsal dönüştürümünü ve kurgusunu en uygun bir görsel dile dökerek yaptığını; bunu yapabilmek için tüm aklını, ruhunu ve birikimini bizlere sunduğunu görememek sadece taraflı eleştirmenlere has bir gerçek olarak kalacaktır. Üstelik sanatın klâsik temelleri, hiç bir zaman gözden kaçırılamayacak bir potansiyeli de içinde barındırır. Sanatın klâsik değerlerine saldırmak: bir bakıma kendi eliyle kendi kuyusunu kazmak tehlikesini de beraberinde getirir. Bu tehlikenin boyutları sanat eğitimi ve öğretimi söz konusu olduğunda daha da büyür.
İlginç olan bir husus da: yapıtın kralın isteğiyle ve Güzel Sanatlar Bakanlığı için sipariş edilmiş olmasıdır. Yani eser, hem kral, hem kraliyetin üst sınıflarınca, hem de hükümet tarafından kabul görmüştür. Ancak, ihtilâl öncesi sürecin en önemli eseri haline gelen bu başyapıtta saray çevresinin beğenisinden ziyade burjuva kesiminin anlayışı hâkim olup, kraliyete karşı başlatılacak ihtilâl mücadelesinin cesaret, vatanseverlik, fedakârlık ve bile bile ölümü göze alma gibi düşünceleri ifadesini bulmuştur. Fransız vatandaşları da bu resimde ifadesini bulan kavramları: Fransız Cumhuriyetiyle özdeşleştirerek, aristokratlarla ve kralla ilişkili görmemişlerdir. Zaten, David, Horatius Kardeşlerin Yemini'nden dokuz yıl sonra 1793'de yapacağı "Mara'nın Ölümü" adlı yapıtındaki slogancı bir nitelik arz eden siyasî içerikli yorumuyla, sanat alanındaki mücadelesiyle kraliyetin karşı saflarında yer tuttuğunu açıkça gösterecektir.
David'in "Horatius Kardeşlerin Yemini" adlı şahaseri, bir başka açıdan da yapıldığı sürecin siyasî ortamındaki kararsızlık ve belirsizliklerin bir sanat eseri yoluyla tescili anlamına gelmektedir. Aynı zamanda da topluma mal olan başarılı bir sanat yapıtının karşısında hiç bir gücün duramayacağı ve sanatın, toplumun önünü açan bir etkiyi nasıl yaptığı gerçeği de açıklığa kavuşmuş olmaktadır. Bundan dolayı da David'in bu başyapıtı, sadece Yeni-klâsisizm'den değil; sanatın ve klâsisizmin öncü, yol gösterici ve ilerici özelliğinden de söz etmek gerektiğinde belki de gösterilebilecek örneklerin en başında sanat tarihindeki yerini alacaktır.



(0 Oylama)







