İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji-Felsefe Bölümü'nü bitirdi. Şiir Kitapları: Sulara Gönüllü Çağrı (1985), Lale Sesiydiler ve Yoktular (1987), Letoon (1989), Dans Natura (1991), Sif ve Gula (1992). ``Bir yanıyla doğayla, mitolojiye uzanan, varoluş sorunlarını araştıran, bir yanıyla ise doğal insani^ tutkuların peşinde mistisizmde uç veren bağımsız bir şiir yazıyor.'' (Mehmet H. Doğan, 1993) Ahmet Necdet, Modern Türk Şiiri Yönelimler, Tanıklıklar, Örnekler Broy Yayınevi, Ekim 1993.
Bir Şey Var Benden Öte
Bir şey var benden öte incimsi düzlüğünde denizin biri dans ediyor tutkun ve savruk başını arkaya atışındaki soyluluk tanrı bakışı bu soysuz köhne kör lalelerle, gecenin diplerine yapışan bitiren yeni bulunmuş maden tıkanıyor kıyılar köpüklü dalgalarla ona uçmak istediğimi söyleyin kutsal varlıklara karşı ayaklanacağımı da sonsuz yüz değiştirimi ben bir öncesinde tarihin yeniden doğmak istediğimi ne kılıklara geleceğimi gündüz pencerelerine ne otlar dikeceğimi bu ölümcül bahçelere ne zehirli otlarla sevişeceğimi yeniden.
Sennur Sezer ( 1943) ________________________________________ 1943 yılnda Eskişehir'de doğdu. İstanbul Kız Lisesi'nden mezun oldu. Taşkızak Tersanesi'nde çalıştı. Varlık Yayınevi'nde redaktörlük yaptı. Gazetecilik yaptı. Çocuk kitapları yazdı.
``Calisan bir genc kizin cevre ve kosullarla hesaplasmasi amacini guden siirleri, zamanla bir iscinin dunyayi yargilayisi ve bir kadinin dunyasini yansitan siirlere donustu.'' (Sennur Sezer, 1991)
Ahmet Necdet, Modern Turk Siiri Yonelimler, Tanikliklar, Ornekler Broy Yayinevi, Ekim 1993.
Afiş, Uçuk Seçik Şiirler...
BAŞKALARININ ESKİSİNİ GİYENİN ŞARKI
Satın alınmış düşleri, bıkıp fırlattığınızda Ardınıza bakmayın Oradayım. Ayışığında bir öpüşme düşü, Eskitilmiş bir kadife bluz, sim işlemeli Ve yenilenen balayı, dantel askılı Yaramaz işime... ben üşüyorum. Sıcacık bir şey gereken Düşlerime.
Yarım bırakılmış çorba, Geri çevrilmiş biftek ve "ihanet" yabancı bana İnce topukları yaz takunyalarınızın. Bana kalın, yıkanmayan dayanıklı Akrabalar kadar tanıdık bir şey gerek Rengi de, rengi de olmalı elbet Yıpranmışlığımı örten.
Dokunduğumda çocukluğumu düşündüren Gençliğim gibi sırrı açıklanmaz Kumaşlar satılmaz çarşılarınızda. Ağrılarıma göre tasarlanmadı giysilerinizin boyu. Bir korkuyu tanırsınız yalnız. yaşlanmak ve bırakılmak. ben de çeşidi var, Ama bitişmiyor sizinkilerle, Sevgiden doğuyor çoğu.
Paramın yettiği bu tezgâhta Satılan eksileriniz Ellerim değdikçe soluk alıyor Eskiyen siz misiniz?
Sennur Sezer
Melisa Gürpınar (d. 1941, İstanbul) Türk şair, yazar. Çamlıca Kız Lisesi ve Beyoğlu Ticaret Liselerini bitirdikten sonra bir süre İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde öğrenim gördü. Öğrenimini İstanbul Belediyesi Konservatuarı Tiyatro Bölümü’nde sürdürdü. 1964 yılında konservatuardan mezun olduktan sonra tiyatro öğrenimine 1965-1967 yılları arasında Londra’da devam etti. Aynı dönemde, BBC Türkçe Servisi’nde kültür programları yaptı. İstanbul´da matbaa yöneticiliği, dergi yönetmenliği yaptı. Amatör ve profesyonel birçok tiyatronun kurucu üyesi oldu. Sonraları ise tiyatroyla ilişkisini eleştirmen olarak sürdürdü. İlk yazısı 1959 yılında Vatan Gazetesi'nde yayınlanan şairin ilk şiir kitabı "Umut Pembeleri", 1962 yılında yayımlandı. 1975 yılında "Yeni Bir Gün Şarkısı" adı altında üç şiir kitabını bir arada yayımladı. 1981’de "Geceyarısı Notları", 1983’te "Ara Beni Sevgilim Sözcüklerin" İçinde ve "Yalnızlık Mevsimi", 1985’te "Yaz Mektupları" adlı şiir kitapları yayımlandı. 1990’da yayımlanan "İstanbul’un Gözleri Mahmur" adlı şiirsel öyküleri, Halil Kocagöz Şiir Ödülü’nü aldı. "Bir İstanbul Üçlemesi" olan bu çalışmanın ikinci parçası, "Yeni Zaman Eski Hayat" adlı bir oyun olarak 1993’te basıldı ve o yıl sahneye konulup oyun yazarlığı dalında Avni Dilligil Ödülü’nü aldı. 1992’de "Çocukluğum ve Ölümüm" adlı şiir kitabıyla, "Uçup Giden Kent" adlı çocuk romanı yayımlandı. 1997’de "Okul Arkadaşım" adlı gençlik romanı ve 1998’de "Salkımsöğütlerin Gölgesinde" adlı düzyazı şiir kitabıyla, "Kitap Benim Kanadım" adlı çocuklar için yazılmış şiirsel bir anlatı kitabı da yayımlandı. 1999’da, "Her Harf Bir Melek" adlı şiir kitabı yayımlanan şair, 2003 yılında "Ada Şiirleri" adlı kitabıyla Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü'nü kazandı. Türkiye Yazarlar Sendikası ve PEN üyesi olan şair, halen İstanbul'da yaşamakta
Gözyaşıyla Söner mi Yangın
gözyaşıyla söner mi yangın ey ölüm ben ne aptalım okunur mu yolladığım mektup tutuşmuş bir kalemle yazdığım
dağıldı oyuncak atımın boncukları bütün çeşmeleri kurudu sokağımın kapladı göğün yüzünü kara bir örümceğin ağı
halden anlar mı acaba güneş ama o hiç sokak çocuğu olmadı uyumadı kaldırımda farelerle yanyana şair de olmadı hiç beyaz ince bir dizeyle bağlanmadı ay ışığına
bütün sayfaları uçtu hayatımın sonunda mürekkebimle sulandı ortanca saksıları bir de sözlüğü olacaktı aşkın sanırım eskiciye satıldı ya kentim daha yeni doğmuştu acaba çingeneler mi çaldı ey ölüm ben çok aptalım arıyorum boş yere kendi küllerime gömdüğüm ışığı
DİDEM MADAK Şair.
1970 doğumlu. Lise eğitimini İzmir'de tamamladı. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Ruhunu ütüsüz ve buruşuk gezdirmeyi sevdiğinden hiçbir zaman yeterince "düzgün insan" olamadı.
Şiirleri Ludingirra, Öküz ve Sombahar'da yayımlandı. Asuman Kafaoğlu-Büke (1959, İstanbul), Eleştirmen Türkiye’deki ilköğreniminin ardından, babasının diplomatik görevle gittiği Cenevre-İsviçre’de, College Calvin lisesinde orta öğretimini tamamladı. 1980-84 yılları arasında Amerika’da California State University, Long Beach üniversitesinin Felsefe bölümünden mezun oldu. Türkiye’ye döndükten sonra, ODTÜ’de yüksek lisansa başladı ve önce ODTÜ’de, sonra da Boğaziçi Üniversitesi Felsefe bölümünde öğretim görevlisi olarak çalıştı. İngilizce ve Fransızca’dan çeviriler yaptı. John Updike’ın “S.” adlı romanının çevirisi 1992 yılında Yapı Kredi Yayınları tarafından basıldı. Vikram Seth’in “An Equal Music” (“Maggiore Dörtlüsü”, 2000) adlı romanını Türkçeye çevirdi. 1996-2004 yıllarında düzenli olarak TRT İstanbul Radyosu – Radyo III için klasik müzik ve edebiyat programları hazırladı. Ayrıca 1996 yılında bir yıl boyunca “Mitoloji ve Müzik” adlı bir programı Açık Radyo için hazırlayıp sunmuştur. 2002-2003 yıllarında dört sömestr boyunca İstanbul Üniversitesi Dramaturji bölümünde “Platon’dan Günümüze Estetik Kuram” dersleri vermiştir. 2003-2004 ders yılında, Bilgi Üniversitesi Müzik Bölümünde, yüksek lisans öğrencilerine “Sanat Felsefesi” dersleri vermiştir. 2001 yılı Ocak ayından beri, Cumhuriyet Gazetesi Kitap Eki’nde “Yazın Sanatı” başlığı altında her hafta edebiyat eleştirileri yazmaktadır
Siz Aşktan N'anlarsınız Bayım?
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca Alt katında uyumayı bir ranzanın Üst katında çocukluğum... Kâğıttan gemiler yaptım kalbimden Ki hiçbiri karşıya ulaşmazdı. Aşk diyorsunuz, Limanı olanın aşkı olmaz ki bayım!
Allah'la samimi oldum geçen üç yıl boyunca Havı dökülmüş yerlerine yüzümün Büyük bir aşk yamadımhayır Yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım Gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı Tesbih tanelerim bitse gözyaşlarım... Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı. Aşk diyorsunuz ya Ben istemenin allahını bilirim bayım!
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca Balkona yorgun çamaşırlar asmayı Ki uçlarından çile damlardı. Güneşte nane kurutmayı Ben acılarımın başınıevcimen telaşlarla okşadım bayım. Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum. İnsan kaybolmayı ister mi? Ben işte istedim bayım.uzaklara gittim Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım!
Süt içtim acım hafiflesin diye Çikolata yedim bir köşeye çekilip Zehrimi alsın diye Sizin hiç bilmediğiniz, bilmeyeceğiniz İlahiler öğrendim. Siz zehir nedir bilmezsiniz Zehir aşkı bilir oysa bayım!
Ben işte miraç gecelerinde Bir peygamberin kanatlarında teselli aradım, Birlikte yere inebileceğim bir dost aradım, Uyuyan ve acılı yüzünde kardeşimin Bir şiir aradım. Geçen üç yıl boyunca Yüzü dövmeli kadınların yüzünde yüzümü aradım. Ülkem olmayan ülkemi Kayboluşumu aradım. Bulmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm. Bir ters bir yüz kazaklar ördüm Haroşa bir hayat bırakmak için. Bırakmak o kadar kolay olmasa gerek diye düşünmüştüm.
Kimi gün öylesine yalnızdım Derdimi annemin fotoğrafına anlattım. Annem Ki beyaz bir kadındır. Ölüsünü şiirle yıkadım. Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım. Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca Acının ortasında acısız olmayı, Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım. Kendimin ucunu kenar mahallelere taşıdım. Aşk diyorsunuz ya, İşte orda durun bayım Islak unutulmuş bir taş bezi gibi kalakaldım Kendimin ucundaöyle ıslak, Öyle kötü kokan, Yırtık ve perişan.
Siz aşkı ne bilirsiniz bayım Aşkı aşk bilir yalnız!
İnci Okumuş ( 1971) ________________________________________ 1971 yılnda Kahramanmaraş'ta doğdu.Lisansına devam etmedi (ziraat fak.1991). Kalite Yönetim Sistemleri ve Proje Yönetim Mentorlüğü üzerine eğitim aldı.
T.R.T GAP Radyosu’nda edebiyat proğramına makale ve şiirleriyle katkıda bulundu . (1991-1992) Türkiye geneli düzenlenen şiir şölenlerinde tertip heyetinde görev aldı.
Çeşitli yerel gazetelerde köşe yazarlığı yaptı.Şiirlerini; çeşitli kültür , sanat ve edebiyat dergilerinde neşretti.Yazım hayatına devam etmektedir.
Özel bir şirkette Genel Müdür olarak görev yapmakta olan Okumuş evli ve iki çocuk annesidir. Türkiye Yazarlar Birliği üyesi. Pek çok sosyal dernekte faaliyetlere katılmaktadır.
Yokluğunda ıslanmış çocuk gözlerinden Haşre dek sana yazılan bir zeyl düştü anne Öksüzlerin üşüyen gecelerinde adın Sensizliğe sarılmış Sıcacık bir düştü anne
Ey adı bahta yoldaş olan Gönül dağlarımda bu ses kimin? Ne zaman toprağa ana diye değse ellerim Çiçek çiçek kokunla bezeklenirim Sesin candır yorgun yüreğime, sesin kemâl Cümlesine mühürlenirim
N- Adın muhabbet, gülerken Ağlarken, şefkat
Öksüzlük göç etsin bir yana Adın görünsün Açılsın ; kilitli defterler Sensiz şiirler sürülsün Mecnun bırakıp Leyla'sını adınla yürüsün anne Derun zahir olsun Küssün ateşler, su boğulsun Damladıkça gözlerin cehennemler söner anne
Uykularım sıla kokar yanımda yoksan Düşmesin diye yıldızlar, yine göğü tutsan Bin bir ırmak olurum damarlarımda aksan Seni görürürüm hangi coğrafyaya baksam Pusulama senli bir yön düştü anne Vahye giren hatırın uğruna Sana cennetten yer düştü anne
N- Güzelliğin Fâtıma'dır Gözlerin, ilkbahar
Haşre dek sürecek sevdadan saçlarına Kafiyesiz aklar düştü anne Güzelliğin değdi dudak kırlangıçlarıma Gözlerin, şebnemine değdiğim Serin bir düştü anne
Okuduğun Yasîn edasına Hıçkırır gibidir melekler Göğü tutarken sen, kabul olur dilekler Gönül atlasında bugün Şehrayin oldun anne Irmaklar yurt tutmuş havzasında gözlerinin Gözlerini Nil'den mi doldurdun anne? Sana köşkler düşlerken ebedî Cennete sokuldun anne
Sevgin süresiz bir yangın Ateşi vazgeçilmez kılan Üflüyor, yakıyor ey Nerde bu ateşi yakan? Vakit hasret vaktidir sana Senli düşlerim serkeş çiçek yağmuru Düşsem; derin uçurumlara Bilirim uçurumlar yüreğinle dolu Gözlerin bir çift güvercin,gülünce anne Gökler titrer Ellerin arşa değince anne
E- Yüzün miraç, varana Adın hüzün, anlayana
Vaktidir acılarla kavileşmenin Dağlar sesinin güftesi olmakta Bitimsiz yağmurlar düştü gözlerine Canım katre katre senden dolmakta Hiç bitmemiş şiirlerde sana Yaşamaktan öte bir yer düştü anne Bembeyaz örtünle mütevekkil Miracına melekler koştu anne
Gözyaşındır gülüşüme düşen Sütün gibi, hakkını helal etsen Yakıp kavuruyor zaman Doruklarından kar gönder anne Kolların cennet selvisinden bir dal Beni gölgene al Beni gölgene al anne
Bejan Matur ( 14.09.1968) ________________________________________ 14 Eylül 1968 tarihinde Maraş'ın Pazarcık ilçesi Maksutuşağı köyünde doğdu. Ortaokul ve liseyi Antep'te okudu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi.
Şiirleri Adam Sanat, Defter, Ekin Belleten ve Yazıt dergilerinde yayımlandı. Bir konuşmanda; literatürde Orta İç- Toroslar olarak nitelendirilen Maraş bölgesinde yaşayan farklı etnik toplulukların gerçekte hiç bir zaman tam olarak kaynaşamadıklarını, dahası adeta bir yama gibi durduklarını ve birbirlerini birer "yabancı" gibi gördüklerini söylüyorsun. İlginç bir gözlem bu. Buna ilişkin düşüncelerini biraz daha temellendirebilir misin? Maraş Türkiyedeki çoğu yer gibi çeşitli farklı gurupların yan yana karışmadan yaşadığı bir şehir. Tarihsel birkimi etnik köken anlamında Türk,Alevi-Kürt ve Ermenilerden oluşuyordu. Ermenilerin tehçir edilmesiyle bölgeye yerleştirilen en önemli iki gurubu kafkasya kökenli Çerkes ve Çeçenler,Balkan kökenli adına "muhacir" dediğimiz topluluklar oluşturuyor. Birbirlerine karışmadıkları doğru, fakat bu sadece Maraş'a özgü bir durum mu emin değilim. Türkiyenin pek çok yerinde bu böyle. Diğer yandan Maraş'taki Alevi-Sünni karşıtlığını bugün dahi belirleyen tarihsel neden şöyle yorumlanabilir: Şah İsmail-Yavuz Selim karşılaşması. Yani Dulkadir oğulları beyliğinin yönetiminde Türk yoğunluklu Maraş'a Şah İsmail'in ordusuyla yürümesi o bölgede yarı göçebe halde yaşayan (yasak kelime kullandınız)alevi aşiretlerine bir bilinç kazandırıyor. Bugün hala o bölgede benimde aralarında büyüdüğüm aşiretlerde bir İran şii etkisi görülüyor. Alevi deyişlerinin çoğunda şiir teolojisinin izleri sürülebilir. Bu keskin ayrımın etkileri bugün de alevilerin sünniler karşısındaki konumunu belirliyor.
HER KADIN KENDİ AĞACINI TANIR
Sana geldiğimde Kanatlarını, Siyah taşlarla örülmüş O ıssız şehrin üzerinde açacak, Bulduğum bir ağacın dallarına tüneyecek Ve acıyla bağıracaktım.
Her kadın kendi ağacını tanır.
Uçtum o gece. Karanlığın girmeye korktuğu şehri geçtim. Gölge olmayınca ruh yalnızdı. Uludum.
Lale Müldür ________________________________________ Lale Müldür 1956'da Aydın'da doğdu. Liseyi Robert Kolej'de bitirdi. Şiir bursu alarak Floransa'ya gitti. Türkiye'ye geri dönerek birer yıl ODTÜ Elektronik ve Ekonomi bölümlerine devam etti. 1977'de İngiltere'ye giderek Manchester Üniversitesi Ekonomi Bölümü'nden lisansını; Essex Üniversitesi Edebiyat Sosyolojisi Bölümü'nden master derecesini aldı. 1983-1987 yılları arasında Brüksel'de yaşadı.
İlk şiirleri 1980'de Yazı ve Yeni İnsan dergilerinde çıktı. Gösteri, Defter, Şiir Atı, Oluşum, Mor Köpük, Yönelişler, Sombahar dergilerinde birçok şiir ve yazısı yayımlandı; şiirlerinden bazıları bestelendi ve filmlerde kullanıldı.
ESERLERİ
Voyıcır II (Ahmet Güntan'la birlikte, 1990), Kuzey Defterleri (1992), Buhurumeryem (1993), Uzak Fırtına (1988), Seriler Kitabı (1991) ile Divanü lügat-it-Türk (1998) adlı kitapları bulunuyor.
Şiirlerinden bir seçki 'Water Music' adıyla Dublin'de yayımlandı (Poetry Ireland, 1998). Fransız ressam Colette Deblé'nin resimleri üzerine yazdığı şiirlerse Fransız Enstitüsü'nden 'Yağmur Kızı Böyle Diyor' adıyla Fransızca olarak yayımlandı. Bir dönem Radikal gazetesinde yazdı; yurt dışındaki birçok toplantıya Türkiye'yi temsilen katıldı.
Destina / Lale Müldür
Dün gece sen uyurken İsmini fısıldadım Ve hayvanların korkunç Öykülerini anlattım
Dün gece sen uyurken Çiçeklere su verdim Ve insanların korkunç Öykülerini anlattım onlara
Dün gece sen uyurken Yüreğim bir yıldız gibi bağlandı sana İşte bu yüzden, sırf bu yüzden Yeni bir isim verdim sana Destina
Sen öyle umarsız uyusan da bir köşede İşte bu yüzden, sırf bu yüzden işte Yaşamdan çok ölüme yakın olduğun için Seni bu denli yıktıkları için Yaşamımın gizini vereceğim sana.
Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman Mangalın küle mahcubiyeti artar Divitlerin ucu eğrilir akıtmaya başlar hokkalar Ayırır denizin kibrini bin parçaya ünlü keman
Donup kalır kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman Kefesi kibrit çöpü hissiyle ağdırılan terazi Duyulur arş-ı âlâda ipsiz birinin çürümüş tahta perdelere Attığı yumruk tangır tungur
Kala kalır açık kalır tentürdiyot şişesinin kapağı Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman İşitmek istemezsin çığlık istemezsin ah ü enîn Nedir bu dersin ciyak ciyak Sırası mıydı şu öğle vakti.
Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman Kilidiyle kırk yıldır nikâh altında kalan defter yanar Kilit kalır nikel kilit alevlerin büktüğü nikel kilit Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman
Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman Akvaryuma dalıp gitmek sırası bir türlü bize gelmez Biblonun boyasındaki çatlağı fark ederiz Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman Bir bahane uydurup baklacılar konserine gitmeyiz.
Betül Tarıman,7 Eylül 1962'de Edirne'nin Keşan İlçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Anadolu'nun çeşitli kentlerinde tamamladı. Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nü bitirdi. İlk şiiri Ağustos 1992 tarihli Kıyı dergisinde çıktı. Şiirlerini ve yazılarını Varlık,Gösteri,Şiir Odası, Yeni Biçem, Edebiyat ve Eleştiri, Son Kişot, İnsan, Bahçe başta olmak üzere çeşitli dergilerde yayınlandı. Şiirlerle Fotoğraf sergisi açtı.
Kurduğu şiir atölyesinde şiir çalışmalarını sürdürdü. Şair ve yazar Rıfat Ilgaz anısına 2001 yılından bu yana şiir dalında verilen Şiir ödülü'nün kurucusu oldu.
Dünya Yerel Yönetimler ve Demokrasi Akademisi (WALD) tarafından Mahalleleri ve Muhtarlıkları Güçlendirme Projesi kapsamında kurulan Kastamonu Mahalle Evi'nde sanat danışmanlığı yaptı. Cumhuriyet Kitap ekinde kitap tanıtımları yapıyor.
Kitapları: Ay Soloları (1995), Üzgündü Kırlar (1996), Kardan Harfler (2000), Güle Gece Yorumları (2002), Yol İnsanları(2004)
NEYZEN
söyleyip gideceğim buradan kendimi nasıl bir candan silip gittiğimi beni kendime sevdiren söz beni dertten korusun kavuşmasın üzerime hallacın elleri ömrüme uzak olsun hayat sen öne geç ölüm arkaya bir başlangıç biriktir kimsesizliktir uzatır ölümün ipliğini ele geçirilmiş hayatta üç nefeste çalar sur çalsın hem ne olacak dün neysen şimdi de osun dedi yürüdü neyzen yürüdüm ifadenin ortasında kalpten bir yara didem yani dünün biçimlendiği bir el hep aynı nezakete uzamış değil tam on iki parmağı var on iki günde on dört ay bereketsiz toprakmış yılda dört kez kendine batıp çıkıyor batsın! sanki doğmuşum gibi ondan haydarabat'tan zordu güç okunurdu yüzün diyor and olsun ki kendime gideceğim kalmaya geleceğim kendime bıraktığım yerden söz de yorulacak derdime kapanmaktan bir cam kırığı ıssızlık olsa ne fark eder ne zaman şehla olduğumu söylesem kimsesizliktir doğumun eşiğinde uzatır derinliğin sesini üfler içime neyzen
1946 Adana doğumlu. 40 yıldır Ankara'da yaşıyor. Evli; bir çocuk ve bir torun sahibi. -68 kuşağı mensubu. Sosyolog, BS -68 Sosyal Bilimler Fak. - ODTÜ Şehir ve Bölge Planlaması, MS -78- Mimarlık Fak. ODTÜ. 40 yılı aşkın bir süredir resim yapıyor; özellikle soyut akrilik. Sergilerinde resim satma; diğer bir deyişle 'çocuklar'ından ayrılma fikrine alışamadığı için artık sergi açmıyor!... Klasik Batı Müziği (özellikle piyano edebiyatı) ve türkü tutkunu olup iflah olmaz bir hayvan severdir. İç barışı fazlasıyla önemser. Asıl işi yazmak, okumak ve düşünmektir. 2003 yılının başına kadar ürettiği siyasi, sosyal, ekonomik ve 'gönül karalamaları' dediği insan içerikli yazı ve denemelerin yanı sıra şiiri bir hobi olarak algılarken, bu uğraşısına artık gönül verdiğini fark etmiştir. Şimdi yazıyor.
...Gürz Ve Kadeh...
tuğraya vurulmak içindi harf
bir elde sevda kadehi ötekinde gürz tökezleyerek yürüdüler hikayenin içinden
kader yırtığı alnında alevlenen yıldız ateşiyle dağlanmış risaleyi arardı gök sadakati anlatırdı bir çingene şavkıyan dolunaya ve yılmazdı kadeh hiç çoğulluk bahşeden çeliğin gücünden
bir sevda baktı fincana rengini arayan tekilliğine hummalı öykünün bir o bildi tayftan akseden yakıcı hüznü
gürz dahi beller susmayı zora gelirse eridi günlerden bir gün dikenin erkinde tutuşan ölümsüz güle benzedi aşk remiller açtı taç yaprakları yalnızlık hicretine çingenesi tef çalarken haymatlos kadehinde
ağlardı biri ters akışında suyun biri tuğraya küstü mısra kayıptan hallice
sustum ki cehennem! ayrılık mahkumu bir sürgüne dönüştü hikaye
(17 Mayıs 2005) - ' 6. Dekad ' Dosyasından. (2006 Yeni Şiirler Antolojisi - S'İMGE Yay.)
Yorum Sayısı: 4 / 4
Yorumunuzu ekleyin
Sadece kayitli kullanicilar bir Makaleyi yorumlayabilir. Lütfen ücretsiz üye olun veya giriş yapın.
Üye Adı : admin Nerden : Antalya Beğeni : 1738 Yazarın :Profili Yazara :Mail At
Yazar İmzası
amazonların mevkili kadını hippolita sağ memesini keserken, atabileyim daha iyi ok diye, gözünden akıtmadığı bir damla yaşı yüzyıllar sonra, dante'nin cehennemine dönen dünyanın onlarca yerine saçtı. gözyaşı kana, kan egoya bulandı. kırmızıyı siyaha çeviren kıskanç pençeleri hırsın, hippolitanin kesilmiş memesini kavradı ve avuçlarının şehvetine bulayıp ortadoğu, balkan, asya, afrika topraklarına, anadolu dağlarına firlatıp attı. canhıras feryatlı adam otları büyüdü bereketli topraklarda. kesif kan kokusu ağır havada. yazık size de, bize de, onlara da..
Bu Yazının Okunma Sayısı: 1865 Başlık : Cumhuriyetin Kadın Şairleri Nedir ? Cumhuriyetin Kadın Şairleri nedir, Cumhuriyetin Kadın Şairleri nedir, Cumhuriyetin Kadın Şairleri kimdir, Cumhuriyetin Kadın Şairleri ne demek, Cumhuriyetin Kadın Şairleri hakkında bilgi, Cumhuriyetin Kadın Şairleri anlamı nedir, Cumhuriyetin Kadın Şairleri tanımı, Cumhuriyetin Kadın Şairleri örneği, Cumhuriyetin Kadın Şairleri nerede, Cumhuriyetin Kadın Şairleri türleri, Cumhuriyetin Kadın Şairleri ne zaman ??? Etiketleri :Türk Edebiyatı | Cumhuriyetin Kadın Şairleri
ismet özel'den
Yazan:: ela Tarih: 13-02-2008 08:55
BAHSETTİKLERİ ZAMAN
Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman
Mangalın küle mahcubiyeti artar
Divitlerin ucu eğrilir akıtmaya başlar hokkalar
Ayırır denizin kibrini bin parçaya ünlü keman
Donup kalır kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman
Kefesi kibrit çöpü hissiyle ağdırılan terazi
Duyulur arş-ı âlâda ipsiz birinin çürümüş tahta perdelere
Attığı yumruk tangır tungur
Kala kalır açık kalır tentürdiyot şişesinin kapağı
Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman
İşitmek istemezsin çığlık istemezsin ah ü enîn
Nedir bu dersin ciyak ciyak
Sırası mıydı şu öğle vakti.
Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman
Kilidiyle kırk yıldır nikâh altında kalan defter yanar
Kilit kalır nikel kilit alevlerin büktüğü nikel kilit
Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman
Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman
Akvaryuma dalıp gitmek sırası bir türlü bize gelmez
Biblonun boyasındaki çatlağı fark ederiz
Kadın şairler aşktan bahsettikleri zaman
Bir bahane uydurup baklacılar konserine gitmeyiz.