Tevfik Fikret ve Ahmet İhsan Recaizade Mahmut Ekrem’in talebeleri olmak dolayısıyla onunla yakından temasta idiler. Halid, İzmir’de üstadı eserlerinden tanıyor, hatta görüşüp konuşuyorlardı. H.Cahit ise daha birleşmeden önce Fikret’i tanıyordu. Kısaca bu edebiyat cereyanı içindekiler birbirlerini daha önceden tanımış ve kaynaşmışlardı.
Servet-i Fünûncuların düzenli tahsil görmeleri, okudukları Avrupai mekteplerde, Avrupalı edipleri yakından öğrenmeleri ve hemen hemen hepsinin orta tabaka ailelerden gelmeleri, onlarda ortak bir sanat zevkinin doğmasına yol açmıştır. Fakat aynı sanat zevkine sahip olmalarına rağmen bu zevki aksettirişleri farklıdır.
Bu edebiyatta tanzimat’ta olduğu gibi bir siyasi ve aktif bir fonksiyon yoktur. Aşırı alafrangalılık bu edebiyatın en çok kınanan özelliklerindendir. Memleket meseleleri ve anadoluinsanının yaşayışı,bazı küçük denemeler dışında bu edebiyatta mevcut değildir.Yaşadıkları siyasi devir onları hakikatten kaçmalarına,günlük meselelerle ilgilenmemelerine sebep olmuş. Hüzne düşkünlük ferdiyetçilik gibi duygularını beslemiştir.
Solgun çiçeklerden, düşmüş sarı yapraklardan bahseden ve kadın denince bunun bile veremlisinin makbul sayıldığı bu dönemin özelliği,onların özel hayatlarına girmiştir.Verem, intihar, kimsesizlik ve inziva, aşkı ölümle neticelenmek, sarı-siyah gibi daha çok hastalığı ve ölümü temsil renkler, karanlık mevzular onların ortak sanat çizgileridir.
Servet-i Fünûn edebiyatı 1895 yılında başladı. Bu yılın sonlarında Recaizade’nin teşvik ve aracılığıyla, Servet-i Fünûn mecmuasının baş muharrirliği, onun en kıymetli talebesi Tevfik Fikret’e verildi. Bu sanat çizgisine dahil olup başka dergilerde (Mektep, Maarif, Hazine-i Fünûn, Mirsat ve Malumat) yazan birçok şair ve yazar Servet-i Fünûnda toplandı. Hep birden Servet-i Fünûn edebiyatı denilen bir edebi çığırı açtılar.
Üye Adı : Zeus Nerden : Antalya Beğeni : 3027 Yazarın :Profili Yazara :Mail At
Yazar İmzası
amazonların mevkili kadını hippolita sağ memesini keserken, atabileyim daha iyi ok diye, gözünden akıtmadığı bir damla yaşı yüzyıllar sonra, dante'nin cehennemine dönen dünyanın onlarca yerine saçtı. gözyaşı kana, kan egoya bulandı. kırmızıyı siyaha çeviren kıskanç pençeleri hırsın, hippolitanin kesilmiş memesini kavradı ve avuçlarının şehvetine bulayıp ortadoğu, balkan, asya, afrika topraklarına, anadolu dağlarına firlatıp attı. canhıras feryatlı adam otları büyüdü bereketli topraklarda. kesif kan kokusu ağır havada. yazık size de, bize de, onlara da..